8 Ağustos 2015 Cumartesi

Dünyaya Dair -mak,-mek'ler




Varlığın ve yokluğun yalnız ve yalnız Allah'ın elinde olduğuna iman etmek. Gidenlerin ardından içi bir parça sitem çok parça teslimiyet dolu "eyvallah" göndermek.

Kendini kendinin ortasında yalnız kendinle bulmak. Onca insana, çokça insana, çokça seninleyimlere rağmen.. Kendinin kendinde olmadığı vakitlerdeyse yalnız anneni orda olmayan sana sarılırken bulmak.

Çokça yerden çok kere yenilmek. Üzerine su içmek yerine şükrederek yenilmek, ince ince yenilmek.

Çok kere acaba diyip çok kere bu sefer inanmak yok diyip ona rağmen çok kere inanmak ve çok kere "Canımız sağolsun be" demek.

Çokça kere şaşırmak sonra da "Niye şaşıyoruz ki burası dünya, ne olmadı ki." demek.

Çokça kere başımıza gelen bir şeye ilk anda verdiğimiz ani tepkinin ardından "Hayırlısı olsun" demek.

El sallamak, bavul toplamak, el sallanan olmak, el sallayacak kimseyi bulamamak... El sallayan gözü yaşlı birine veda etmek mi yoksa ardında kimseyi bırakmadan gitmek mi zor karar verememek.

Deniz görünce anlam vermeye zaman bulamadan inşirah hissetmek. Sonsuzluğa olan sevdayı hatırlamak, göçeceği günü beklemek.

Trenlere anlam yüklemek, trenleri görünce hüzünlenmek ancak hiç trene binmemiş olmak. Trene bilmeden zamanında trenlerin dumanlarıyla taşınmış hasretleri en derinde hissetmek.

Otobüste boşluklara ilerliyelimlere aşinalaşmış olunmasına rağmen her seferinde tekrar kızmak, tekrar söylenmek ve tekrar arkaya doğru ilerlemek.

Bıçağı en sevdiğinden yemişlerin yanına çömelip onlarla kendi bıçak izlerine damlayacak üç beş yaş dökmek.

Kuşlardan ve çocuklar ümit kesmemek, çocuklar ve kuşlar oldukça içi umut dolu tebessümlere sahip çıkmaya devam etmek.

Kız kulesine dair efsanelerin hepsinin üstüne bir çizik atıp Galata'yla olan aşkından ziyade Mihrimah'la olan dostluğuna inanmak.

Ambulans seslerinden nefret etmek, bir o kadar da sahiplenmek bir o kadar da ardından dualar göndermek.

En çok sabah kahvaltısındaki çay kaşıklarının sesini sevmek ve en çok buna hasret yaşayanlar için üzülmek.

İç ne kadar taş kesilmiş olursa olsun canı yanmış bir çocuğum sesinin yankısıyla yüzde gözden inen bir sıcaklık hissetmek. Çocuklara dâhi merhamet etmeyecek kadar taşlaşmaktan çokça korkmak ve Allah'a sığınmak.

Hiç sabahı olmayacakmış gibi ilerleyen geceler geçirmek, sabahındaki güneşle birlikte takatsiz kalıp göz yummak.

Dostla yenilip içilen simit ayrana en afilli yerdeki yemeği değişmemek. Dostun boğazda kalmış cümlesine bile sıkı sıkı tutunmak.

Samimiyet.. Bir parça samimiyet için her gün göz yummak ve göz açmak.

Bir parça fitnesiz dünya için iç çekmek, ardından konuşulduğunu duyduğun bir sözün güveninden bir parça daha eksilmesin diye yalan çıkması için uğraşmak.

Kalan güvenlerimi kuşlara atmaya çıkacağım bir gün. Bende üç parçası kalana kadar atacağım. Biri O'na biri aileme biri de Sana.. Tanımadığım, olup olmadığını, gelip gelmeyeceğini bilmediğim sana. Gelmezsen eğer cennetteki kuşlara veririz birlikte olur mu?

6 yorum:

  1. İnsanlar güvenleri kötüye kullanıldığı zaman veya hayal kırıklıkları yaşadığında bir zaman sonra herkese kuşku ile bakmak zorunda kalıyor galiba,Bu da insanı çevresine karşı sürekli tetikte olan birisi haline getiriyor.Güzel farklı bir makale olmuş.Kaleminize sağlık.Umarım sizin güveninizi kazanacak ,sizi mutlu edecek insan bir gün karşınıza çıkar.Sevgi Saygı ve Hürmetlerimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama insanın içinde her zaman inanmak isteyen bir yan olunca ne kadar tetikte olsa bile biraz zorlayınca inanıyor ve bir kez daha incinebiliyor.. İnşAllah.. Çokça teşekkürler yorumunuz ve duanız için :)

      Sil
  2. Çok güzel yazı.. Aynen devam.

    YanıtlaSil
  3. Çokça yerden çok kere yenilmek... Ve kalan güvenini kuşlara atmak..... O kadar güzel ifadeler kullanmışsınız ki, her birinde ayrı ayrı durup düşünüyor insan..
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler, gönlümden çıkmaları için bekledim inşAllah başka gönüllere de dokunabilmişlerdir.. :)

      Sil