'' Ama, dedim ona, hiç talihlilik değil bu, çünkü Tanrı yolları yolculuk için yaptı: işte ondan dolayı "yolları yeryüzüne yatay yerleştirdi. Bir şeyin durmadan kımıldamasını isterse uzunlamasına yapar o şeyi, yol, at ya da araba gibi, ama bir şeyin konduğu gibi durmasını dilerse onu dikey yapar, ağaç ya da insan gibi. "
William Faulkner / Döşeğimde Ölürken
Faulkner bu cümlesinin ardından şaşkınlıkla kesik kesik gülümsememe vesile oldu. Bazen bazı cümleler başımı hiç dönmediği yerlere aniden çeviriveriyor. Bu bazen bir ayet bazen derin bir kesit bazense çokça basit bir cümleyle oluyor. Hayretle art arda cümleyi tekrarlıyorum. Muhtemelen gözlerim kocaman oluyor, sesime görmediğim yerlere aniden ulaşmış olmanın heyecanı yansıyor. Önüme gelene anlayacak mı anlamayacak mı diye düşünmeden anlatmaya başlıyorum. Genelde boş boş bakmamak için şaşkınlığıma mukabil şaşkınlıkla cevap vermeye çalışıyorlar ama "yemezler" diyorum içimden "kusura bakmayın siz muhtemelen anlamadınız ama benim buralardan çok aksiyonlu şeyler görünüyor."
Faulkner demiştik. Kendilerinin cümlesi de kafamı aniden daha önceden hiç aklıma gelmeyen bir yere çeviriverdi. Cümlelerini zaman zaman edebi anlamda sevebilsem de hakikat boyutunda değerlendirebileceğim açıkçası biraz uzak geliyordu ama oldu. Mümine yaraşan bu değil mi zaten? En batılın içinde bile O'na varmak, en uçun içinde bile O'nu bulmak. Kafka'da da Zweig'de de, çok yabancı yazar okuyamasam bile okuyabildiklerimin çoğunda O'nu aradım köşe bucak. En olabiletesi olmayan cümlelerinde heyecanla "bak bak belki de O'nu kastetmiştir" dedim içimden. O'nu kaybettikleri yerlerdeki karanlıkların koyuluğuyla Allahu Ekber dedim bazen. O'nu bilmeden O'na olan hasretlerine şaşırdım bazılarının. Bazılarının farketmeden bir ayetteki olayı yaşayışlarını hüzünlü bir tebessümle takip ettim.
Belki de kısmen de olsa haklı Faulkner. Yollar, atlar, eşekler, trenler hatta uçaklar bile yatay kim inkar edebilir? İnsan, kalem, ağaç, direk dikey kim inkar edebilir? Yollar üzerinde koşanları gidenleri gelenleri ağırlar, atlar koşar, trenler uzaklara meydan okurmuş gibi ilerler kim inkar edebilir?
İnsan, evet insana gelince durum biraz farklı. İnsan da yürür hatta insan da koşar. Ama en çabuk da insan yorulur. İnsan her ne kadar hareket etse de belki de istikamette dimdik durması içindi bu dikeylik? Belki de aheste aheste de olsa kalem misali hakikati işleyebilsin diyeydi. Kıyam'da dimdik ve sabit durabilsin diye. Belki de ağaç gibi göklere uzanırken bir yandan da duruşuyla göklerin sahibini haykırsın diye.
İnsan yürümeli insan koşmalıydı ama en sonunda bulmalı ve bulduğu Hakikatte sabit olmalıydı. En çok Kıyamda güzeldi çünkü, en çok Kıyamda kıymetli...
"Ey kalpleri çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl!"
(Tırmizi Kader 7,2141)
