Bize Güneş'e beş kala karanlğını aşabilecek bir dua, bir kelam gerek.
25 Kasım 2017 Cumartesi
Nasıl
İncelen ipler inceldiği yerden kopar genelde
Sen her seferinde beni inceldiğim yerden nasıl kalınlaştırıyorsun Allah'ım?
Atlayan düşer mesela, ateşe giren
yanar
Yüzme bilmeden okyanusa atlayan boğulur hem, böyledir bu
Sen beni her seferinde nasıl öldürmüyorsun Allah'ım?
Kayboldum sanıyorum çoğu vakit,
Sen elime rehberimi vermiş
yetmemiş kalbime pusulamı kondurmuşken
Ben her seferinde kökü göklerde olan ağaçlar arasında
kayboldum sanmanın telaşıyla bir o yana bir bu yana koşuyorum
Sen her seferinde beni nasıl kaybetmiyorsun Allah'ım?
Dünya bazen uğulduyor,
Yalnız vertigosu olanların bilebileceği içten gelen uğultuyla dönüyor bazen dünya
Dünya bazen ayaklarımın altından
sıyrılıp kafamın üzerine doğru çıkıyor
Sen beni böylesine küçük bir bedenle sarmışken her seferinde dünyanın altında nasıl ezmiyorsun Allah'ım?
Sürpriz yumurtaların içinden çıkan sarı topçuklar sadece orada yok
Kalbime binlerce onlardan doldurmuşlar.
Birçok sürpriz yapmayı seven kulun kalbimin içindeki o yumurtacıkları tık diye açıyor
Her "tık" sesinde kalbimin sağ üst yanından bir fitil ateşleniyor,
O yumurta her ikiye ayrıldığında bedenim karlar ortasına bırakılmış gibi titriyor
Kırılmak diyorlarmış bu sancının adına ama bak işte kalbim öylece büsbütün duruyor
Sen her seferinde o yumurtalardan oyuncaklar çıkarıp kalbimi nasıl tüm tutuyorsun Allah'ım?
İçimdeki yollarda fren izleri
Senin patikalardan yollara el yordamıyla çıkardıkların da varken
Beni yolların en güzeline kondurdun
Arabamı süsleyip, yan koltuğumu da boş bırakmadın.
Ben sadece sapma, öylece istikamette devam et emrini aldığım yolda fren izleri bıraktım
Sen her seferinde beni uçurumlardan nasıl kurtarıp geri yola konduruyorsun Allah'ım?
Senin gemiler yüzdürelim diye verdiğin o desenli kazanda
Biz daha dünyaya gönderilmeden evvel
Muhtemelen nasılsa işimiz bitince söndürürüz diye ateş yakmışlar.
Söndürmemişler, yaktıkları ateşe düşüp düşüp kavrulmuşlar.
Biz geldik,
Kazana su doldurmadan önce ateşleri söndürmeliydik
Külü temizlemeliydik sonra
Temizlemeliydik çünkü dibi dupduru görünmeliydi gemilerimiz yüzerken
Ateş boyumuzu aştı,
Sular ateşleri söndürmedi ateşler suları yaktı
Sen su dolsun diye verdiğin kazanı ateşe dayanaklı yaptın
Kazanın için yüzdüreceğimiz gemileri kurtaramayıp çatır çatır yakarken biz
Sen onları yandıktan sonra küçücük kazandan okyanuslara kondurdun
Sen her seferinde ziyan oldu sandıklarımızı Rahmetinle nasıl sarıyorsun Allah'ım?
Dünyanın içinde nokta olmadığı alem
Daraldı, daraldı içime girmeye kalktı
Ben burnumdan girmeye çalışan alemi içime nasıl sığdıracağım diye düşünürken
Sen kalemimi çözdün
Kalemim çözülünce alem genişledi ve ben içinde yine zerre oldum
Ben böyle küçükken
Sen her seferinde alemleri nasıl ayaklarıma seriyorsun Allah'ım?
İbrahim'in haykırmıştı: "Ey Rabbim, bana göster."
İbrahim (a.s) benim peygamberim, benim dedem
Ben kalbimi parça parça edip onlarca ayrı tepeye bırakırken
Sen her seferinde onu alıp aklayıp paklayıp tam yaptın
Bildim: "Şübhesiz Allah, Aziz (kudreti
daima üstün gelen)dir, Hakim (her işi hikmetli olan)dır. / Bakara 260
وَمَا ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ بِعَزِيزٍ
"Ve bu Allah'a güç değildir." İbrahim Suresi/20
Akide / 2017
https://www.akide.org/3-sayi/
1 Kasım 2017 Çarşamba
Psikiyatri Servisi'nden Ömre Kalan Hisseler
Selamun Aleykum :)
Uzun zamandır blog bekliyordu, bir yanım hep yazmayışıma dair utanç taşırken diğer yanım kendime biraz zaman vermemi doğru bulmuştu. Aslına bakarsanız şöyle kafamı bir toplayıp da gönlümü dinlemeye başladığımda kaleme almam gereken öyle çok şey oldu ki şükür o arada, hem de elhamdulillah pek güzel şeyler. Ancak şu an değil, onların biraz daha vakti var ama yazacağım inşAllah. :)
Taslaklarımı karıştırırken geçen yıl bu zamanlar ait bir yazı buldum, ben yazana kadar sizlerle onu paylaşmak istedim. Malum zaman geçer ama bir yazıdan her okunan vakitte ayrı pay çıkabilir. Allah'a emanetsiniz. :)
Ekim 2016
Dünya, bir şeyler de sona gelirken bir şeyler yeniden başlıyor. Her türlü başlangıç ve sonda ellerimizi sımsıkı tutan ve hepsinin içinden bizlere pek güzel hayır kapıları açan Mevla'mıza sonsuz şükürler olsun.
Bu yaz hayatımın farklı tecrübelerinden biri olarak her zaman yerini koruyacak bir "staj" dönemi geçirdim. İnsanların gönül, zihin yorgunluklarıyla tüm şeffaflığıyla karşı karşıya geldim. Mesleğimin ne denli çetin olacağıyla yüzleşsem de bir kez daha beni bu yolun seyyahı kıldığı için Rabbime şükrettim.
Stajda maksatlarımızdan biri hastaların şifalarına, daha iyi olmalarına vesile olmaktı bana da bol bol hisselenmek nasip oldu. Teknik, mesleki bilginin yanında manevi alemimi genişletecek birçok şey öğrendim, hem de hocalarımdan ziyade psikiyatri servisinde yatan o güzel hastalarımızdan.
Stajım boyunca öğrendiğim en mühim şeylerden biri Mevla'nın aklımıza mukayet olmasını mutlaka dualarımıza eklememiz gerektiği oldu. Evet kalbimiz mühimdi ancak aklımız sevdiklerimiz ve yaşamımızla olan sağlam bağımızdı ve bunda sıkıntılar çıkması sevdiklerimizden bize seslerini duyurmakta çokça zorluk çekecekleri kadar uzağa gitmemiz demekti, kendimizden bile çokça uzağa... Ve şunu da öğrendim, ne kadar aklımızın iplerini sıkı sıkı tutmaya çalışsak da o iplerin bizim elimizden ziyade O'nun elindeydi ve Allah muhafaza ansızın uçup gidebilirdi..
Bir hastamızdan ne kadar hırçın, ne kadar dışarıya kapalı olunursa olunsun gerçekten sevildiğini hissetmenin sakinleştirdiğini, iyileştirdiğini öğrendim.
Halüsinasyonlarla hayalleri birbirine karışan bir hastamız her şeye ve herkese rağmen o aradan hayallerini çıkarıp sahip çıkıyordu. Hayallerini anlatırken birden bakışları dondu bir gün, titrek bir sesle "Acaba şu an bunları kafamda mı kuruyorum yoksa hayallerim mi, karıştırmaktan çok korkuyorum." dedi. İnsanlar "normal" denen zihinlerle hayal kurmaktan geri dururken bir insanın korkuları, karışıkları arasında hayallerini sımsıkı tutmaya çalışması... Kendisinden ne olursa olsun kimseler bize inanmasa da herkesin karşısında dimdik durup hayallerimize sımsıkı tutunmamız gerektiğini öğrendim.
Ellerini yıkamaktan, bir şeyleri çokça tekrar ve kontrol etmekten hayatı aksayan bir hastamızın bazı şeylere cesaret edemediğimi farketmesinin ardından "Vazgeçersen, korkarsan, kaçarsan hiçbir şey öğrenemezsin" demesinin üzerine öğrenemem diyip uzak durduğum birçok şeyin üzerine gitmeye başladım. Onun bir işi yapması bizden çokça uzun sürmesine rağmen vazgeçmemiş hayata şükür ki sımsıkı tutunmuş ve bu yetmemiş başkalarının daha da sıkı tutunmalarına vesile olmaya başlamıştı. Vazgeçtiğim, yapamam dediğim şeylerin üzerine gidip aslında sıkıntının bundan ziyade bakış açım olduğunu daha iyi anlamama vesile olan bu hastamızdan mücadele etmenin sonundaki Rahmetin güzelliğini görmeyi öğrendim.
"İnsanın sözünden istikameti belli olur." demişti her beraber yaptığımız yürüyüşlerde hikmet noktasında bana yeni kapılar aralanmasına vesile olan hastamız. Kendisinin şizofren tanısı vardı ve Hz İsa olduğunu direkt söylemese de öyle düşündüğünü söylüyordu doktorlar. Yine kendisi bana bu dünyadaki çocuklar ölüyor diye ne kadar üzüldüğünü anlattı başka bir sohbetimiz esnasında, kendisinden birçok şeyle birlikte en çok dünyayı O'na yaslanmış bir yürekten izleyebilenin Allah'ın izniyle istikametini kaybetmeyeceğini öğrendin.
Bunlarla birlikte orada bir insanın hayallerinden, umutlarından, kendinden vazgeçmesiyle birlikte gözlerine çöken o donuk bakışın insanın gönlünü ne denli üşütebileceğine şahit oldum. Her donuk baskışın arkasında en yardım istemeyeninin bile samimiyetle uzanacak bir eli beklediğini gördüm. En uzak duran, en kinlenmiş, en sevgiye kapılarına kapatmış bakışlarda bile "bir parça merhamet" çığlığı gördüm.
Hepsi ve nicesi için sonsuz şükür.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
