Telefon çalıyor. Normal bir çalış değil ama, normal olmadığını çalışından da için 'cız' edişinden de vaktin geçliğinden de anlıyoruz. Elimiz pek açmaya gitmiyor ama bir yandan da bir an önce açmalıyım diye düşünüyoruz. Susmuyor, keşke yanlışlıkla aranmış olsa keşke bir çocuk öylesine çevirmiş olsa diye iç geçiriyoruz. Çare yok kalbimizin ritmi normali çokça aşmış bir şekilde açıyoruz.
-Ne olmuş? Nasıl olmuş? Şaka, şaka değil mi?
-...
Öldü. Ne kadar kolay yazılan bir kelime değil mi? Öl-dü. İçi isyan olmasın diye içe atılan onca çığlık, onca pişmanlık onca yaşla doluyken yazarken sadece dört harf.
Kim öldü? O bugün ararım, yarın ararım dediğimiz dostumuz, sevdiğimiz, canımız. Her türlü anın en hasını onunla yaşayabilicekken o zaten gocunmaz diye listemizin sonuna doğru kaydırdığımız. Aslında gönlümüzün en güzel köşesini verdiğimiz ama oracığın ona yeteceğini düşünüp bazen oracıkta unuttuğumuz. Zamanında yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezken çeşitle bahanelerle uzağımızda bıraktığımız. Ama daha anlatmadığımız o kadar çok şey vardı ki, onlara ne olacak? Belki de kırgın gitti? Ama arayacaktık gerçekten yanına koşacaktık! Gitti.. Dizlerine yatamadan gitti.. Belki de içine boşaltamadan gitti.. Gitmek şu dünyada hepimizin başına gelecek elbet ama böyle göndermek oldu mu? Şimdi ne olacak? Kendi kafamıza yıktığımız bu duvarların altında biz de ölsek geçer mi bu pişmanlık? Affeder mi?
Telefon elimizden kayıp gitti. Sadece telefon değil telefonla birlikte bir dostumuzda ellerimizden kayıp sonsuzluğa uçtu.. Ne güzel kanatlardı onlar öyle.. Ne güzel kokarlardı.. Sahi nasıl kokardı? Dünyada kokusunu içime çekmediğim anlarda ne gibi önemli işlerim vardı? Gerçekten çok m yoğundum yoksa bu bir ihmal mi? Melekler bizden daha çok severler bizden çok daha iyi dinlerlerdi, onları daha çok haketmişti..
Haberi aldığımız an dünya öylece durup yüreğimizde yanan ateşle tutuşup yanıp gidecek gibiydi.. Şimdi? Dünyadaki tüm dallar kırılıp gitmiş gibi. Her şeyin rengi solmuş, güzel her şey toplanıp cennete göçmüş gibi. Onun omzu olsaydı renkler yerine gelir miydi? Onun omzunu ihmal edeli ne kadar zaman olmuştu? Okul, iş, çocuklar, başka arkadaşlar derken birlikte sabahlamayalı, birlikte gülmeyeli ne kadar olmuştu? En son bir şeye çok üzülmüştü, içi yana yana üzülmüştü o an konuşmuştuk ama sonra sormayı unutmuştuk nasıl olmuştu? Geçmiş miydi acısı? Nasıl olurdu! Nasıl olurdu da böylesine hatalar yapardık! Şimdi dua vaktiydi... Cennet, şükür ki cennet vardı.. Dünyada beraber olmayı becerememiştik ama cennette birlikte olmayı isterdi değil mi? Yoksa, hayır hayır. Böyle üzüldüğümüzü görse ki görüyordur belki de, çoktan affetmiştir bile..
Rüya mıydı? Hayır.
Gerektiği gibi davranılmış mıydı? Hayır.
Dönüşü var mıydı? Hayır.
Allah'ın emri miydi? Evet.
O vakit amenna, amenna ve sadakna!
" Kulunu ben de çok sevdim Rabbim, kulundan ben de çokça razı oldum.. O'na meleklerini yoldaş eyle olur mu? Ona yollarını aç, O'nu çok sev, O'nu en güzel bahçelerinde sakla. Belki de ben onu kırgın, küskün gönderdim affet beni affet..."
El Fatiha!
***
Telefon şimdi çalmadı evet ama bu telefonun çalmayacağı anlamına gelmiyor. Her an bir telefon tüm içli haliyle çalabilir ve sonsuz aleme uçabilir bir sevdiğimiz.. Elbet ahiretteki buluşmalarda güzeldir ama kim sonsuz aleme kırgın göndermek ister ki sevdiğini? Kim mesafeyi açtığından sevdiğinin tebessümlü yüzünü unutmuş göndermek ister?
Birlikte en güzel yaşlarımı geçirdiğim, günlerce aynı yatağı paylaştığım her türlü çocukluğun saflığını güzelliğini yaramazlığını birlikte geçirdiğim dostumu şimdi mesaj atmayayım sabah nasılsa ararım dediğim bir gecede kaybettim. O atmadığım mesaj için onlarca gece boğazıma yapıştım. Nasip.. Kendi irademizle sonunu hazırladığımız ve Mevla'nın ol dediği nasip.. O günden beri beklemenin ne derece iç yakabilecek sonuçları olabildiğini bilirim ve o günden beri daha ertelemeden sevmeye çalışırım. O günden beri ertelemeyi bırakıp sıcak yatağımdan çıkabilirim söyleyemediklerimi söyleyebilmek için. Çünkü ne vakit sonunun geleceğini bilmediğimiz bir dünyada ertelemekten büyük bir risk henüz tatmadım diyebilirim.
Şimdi gidin ve sevdiklerinize sımsıkı sarılın, sarılamadıklarınıza bir mesaj atın onu sevdiğinize, unutmadığınıza dair. Telefon çalmadan, yeşil bir kutunun ardından gözü yaşlı yürümeden evvel..
Sevdiklerimiz, biz, alem En Emin'e emanet..





