1 Aralık 2014 Pazartesi

Anlık Sancılar



Meğerse kendimizle de gizli anlaşmalarımız olurmuş. Böyle iki tarafın da fark etmeden altına parmak bastığı anlaşmalar. Kendimi benden gitmeye çalışırken yakaladım, izin vermedim. Neymiş gizli anlaşmalarımızı bozuyormuşum, gizliymiş nasıl bilebilirdim dedim dinlemedi. Belki de benim sandığım kadar gizli değildi hatta belki de o kadar ayandı ki oturup konuşularak yapılacak bir anlaşmaya gerek duyulmamıştı. Mesela hangi dostlukta 'yalan söylemeyeceğiz' diye bir anlaşma imzalanır ki? Yalan söyleyen bir dostun diğerine '' Ama biz bu konuda bir anlaşma yapmamıştık ki'' demesi ne kadar saçma olursa benim de tepkim de o kadar saçmaydı belki de. 


Sonuç olarak onu odaya kilitlemek zorunda kaldım. Her zaman ben darılır ben küser ben gitmek isterdim şimdiyse o gitmek istiyorum bile demeden gitmeye kalktı. Nasıl yapar bunu? Hazmedemediğim gitmesi mi yoksa buna cürret etmesi mi? Bu ikilem de neyin nesi? Bundan dolayı gitmek istiyor olabilir mi? Gitmek. Git-mek. Git-. Git-me. Her neyse, onu odaya kilitledim ama saatlerdir bıkmadan kapıyı yumrukluyor. Öyle bir gürültü oluyor ki yakın zamanda kafamın da tasının atıp elinde bavulla yola düşmesinden korkuyorum. Kapıları öyle bir yumrukluyor ki sol tarafımda sırtıma doğru vuran acılar hissediyorum. 


Canım acıyor, onun da elleri acımış mıdır?

7 Eylül 2014 Pazar

İnanalım





     Böyle kalbinize tüm alemin minnacık olup sığdığı, sığdığı yetmezmiş gibi arzdaki tüm muhabbetleri de yanında getirmişcesine yüzünüze kocaman tebessümlerin kondurulduğu anlar oldu mu hiç? Her solukta alemin nurunu içinize soluyormuşsunuz gibi hissettiğiniz, her soluk alışınızla ömrünüzden bir parça giderken ömrünüze bereket bahşedildiğini hissettiğiniz anlar? O an koşmaya başlasanız dünyanın etrafını dönmeniz saniye sürecekmiş gibi geldi mi hiç? O an yapılabilecek en güzel şeyin gözlerinizi kapatıp o huzurla can vermek olduğunu düşündüğünüz oldu mu? Bakışlarınıza alemin sıcacık olmasına vesile olabilecek güzelliklerin kondurulduğunu hissettiniz mi hiç? Sol yanınız sen şöyle bir ötede dur ben bir şükredeyim diye kopup gitti mi içinizden? Sonra aniden yeri göğü sarsacak bir gürültüyle göktaşları yağmaya başladı mı her zerrenize? Yağan taşların ateşinden çok ağırlığı tıkadı mı soluğunuzu? O taşları tek tek kusmak isteyip de kusamayıp boğazınızı çizikler içinde bıraktınız mı hiç? Bırakmayın, bırakmayalım. Kendisine yürüyerek gelene koşarak gideceğini( Buhari) vadeden Rabbimiz varken soldurmayalım, eskitmeyelim tebessümlerimizi. İnanalım, inanalım ve koşalım ayaklarımıza kanlar otursa da tebessüm edebileceğimiz kutlu yerlere doğru. İnanalım ve haykıralım: 



'' Allah kendisine hakikatli sığınanları muhafaza edip asla ziyan etmeyecek olandır. ''


''..Çünkü Allah kendisine güvenenleri sever. ''(Ali İmran / 159 )




24 Ağustos 2014 Pazar

İçimde bir şey



İçimde erimesi gereken bir şeyler. İçimde eriyip öylece akıp gitmesi gereken bir şeyler. İçimde eriyip öylece akıp giderken tüm çalı çırpıyı da yanında götürmesi gereken bir şeyler. İçimde bir şey, kalemle ve Ebubekir Şatiri' nin sesiyle eriyebilen..


Bir ağlayabilsek aslında, akıp gidecek erimiş her bir parça. Bir ağlayabilsek sökülecek içimizin günahla kararıp kokuşmuş yanları. Bir ağlayabilsek... Bir gerçekten işitebilsek Şatiri'nin dilinden dökülenleri...



   

17 Temmuz 2014 Perşembe

Yeşilimsi Gün




     

Tebessümün ve sızının hakikisinin iç içe olduğu dünyaya atılan ilk adıma dair

     
     Her anını harf harf yazmak istediğim, hatrıma gelen her noktasında tebessümüme vesile olan bir gün geçirmemi nasip eden Mevla' ya şükürle başlamam gerek sanırım. Çok şükür, sonsuz şükür.. İnsan bazı günler Allah' ın her şeyi kaydettirdiğine ayrı şükrediyor, o günü cennette oturup da tebessümle izlemeyi ayrı umuyor. 16.07.2014, eğer ki cennete gitmem nasip olursa bugünü izlemeyi bol isteyeceğim gibi. :) Neden mi? Nedenmiş bakalım.

     
       Onüç ondört yaşlarındaydım Bingöl' de Çocuk Esirgeme Kurumu'na ziyarete gitmiştik. Ortamı yurttan öte ev gibiydi, ilk ziyaretimdi sadece izliyordum. Bir çocuğun yatağının  başında '' annem '' yazıyordu bir diğerinin yatağının başında annesi olduğunu düşündüğüm bir hanımla bir sürü fotoğrafları vardı. O gün geçti geçmesine ama kafamın bir yerinde öylece kaldı. Ne zaman bir yetim görsem, ne zaman gözü buğulu bir öksüz görsem o yazılar ve fotoğraflar kafamın ve gönlümün ortasına öylece iniverdiler. Sonra her geçen yıl biraz daha kurumlarda yaşayan çocukların yakınında olmak istedim. Hiçbir şey yapamasam bile oturup birlikte ağlamalıydık sanki, el ele tutuşmalıydık öylece uyumalıydık belki de. Tam olarak ne yapacağımı bilmesem de tek bildiğim yanlarına bir şekilde ulaşmalıydım, sizlerleyim diyebilmeliydim. Öyle bir yerden girmeliydim ki yanlarına sanki hep birlikteymişiz gibi ısınmalıydık birbirimize..


       Üniversite sınavına hazırlanırken bir yakınımız vesilesiyle kurumdaki bahar şenliklerine katıldık. İkince kez yanlarına ulaşabilmiştim gayet önemli bir gündü benim için. Tüm minikler daha selamlaşmadan elimi sımsıkı tutuyorlardı, sanki bir anda kaybolup gidecekmişim de onu önlemek için yapıyorlarmış gibi.. Oradan ayrılırken arkamızdan '' abla gitmeyin '' diye ağlayan güzellerimiz zerrelerime işledi. Önceki annem yazısı ve fotoğraflardan sonra bu da gelince o gün çok daha iyi anladım her gün yakınından geçtiğimiz duvarların ardında ölme tehlikesini açlıktan değil de sevgisizlikten geçiren insanların olduğunu. Hangimizin kalbi yoktu? Hangimiz tebessüm etmeyi bilmiyorduk? Bizden istedikleri yalnızca o kalbin içine kondurulmuş sevgiyi, şefkati, muhabbeti tebessümle onlara hissettirmemizdi.. Bizden istedikleri yalnızca güvenle ellerinden tutmamızdı. Bizden istedikleri terkedilmenin onların ömrü olmayacağını başlarını omzumuza koyduklarında onlara hissettirebilmemizdi. Farketmeden bunu onlardan esirgiyorduk, israf ediyorduk Allah' ın içimize kondurduğu şefkati, merhameti..

       Sonrasında dönüp dolaşıp dışardan bakıldığında yenilgi sanılan ama benim için şunca yıllık ömrümdeki en isabetli duam ve kararım diyebileceğim tercihi yapıp psikoloji okumaya karar verdim. Psikoloji sanki yol olup onlara açılacaktı.. Nereyi tercih edeceğim diye üniversite bakarken de, tercihlerimi bilgisayara girerken de tercih sonuçlarımı gördüğümde de okuluma ilk adımı attığımda da sanki her yanımda çocuk tebessümleri vardı Böyle her aşamaya onların tertemiz minicik elleri dokunuveriyor ve en zor aşamalar bile bu vesileyle aşılıveriyor gibiydi. Sanki karşıma yüzlerce çocuk geçmiş tebessümle ellerini uzatıyolar ve hadi abla gel artık diyorlar gibi geliyordu. O an anlıyordum çok şükür kelimesinin şükrü karşılamaya ne kadar da kifayetsiz kaldığını.. Hani böyle bazen Allah' ım şimdi ben nasıl şükredeyim der ya insan, böyle sol yanına biriken elhamdulillahların kelime olarak karşılığı yoktur ya işte tam olarak öyle. Sonsuz şükür, Kudretine şükür, şerrinden çıkardığı hayırlarına şükür, en umutsuz anda çıkarıverdiği hayır dolu güzellik dolu yollarına şükür, umut vesilesi olmaya attırdığı adımlara şükür..

      Düne kadar olan aşamayı özetlediğimize göre artık dünün mühimliğine geçebiliriz. :) Dün yani 16.07.2014 Çarşamba günü şükür ki Allah yavrularımın yanına ilk adımımı atmamı nasip etti.. Yıllarca hiç görmediğim yalnız gülüşleri gülüşlerime karışan müniklerime kavuşturdu beni Mevlam. Sabah telefonun ucundaki abi '' Sizin pdr uzmanımız Pınar hanımla birlikte çocuklarımızla ilgilenmenize karar verdik '' cümlesini duymamın ardından dünyanın gözümdeki yeri, geleceğe olan bakışım hepsi birden değişiverdi sanki. Böyle yemyeşil oldu her yer.. Aradaki mesafe uzaktı evet de sevene yol mu dayanırdı? Koşmak isteyene dağ, taş mı dayanırdı? Hazırlanıp çıkıverdim dualarla, sonsuzluktaki tüm hayırları tüm umutları onların ihtiyacı olan her neyse Mevlanın kalbime biriktirmesi dualarıyla çıkıverdim.


     Şükür ki kapının önüne gelmiştim. Kırmızı yüksek o kapı ' ben senin kabul olmuş duanım hoşgeldin küçük kız, dikkatli ol ve yalnızca sev çok sev. '' der gibi bakıyordu bana. Ona bir söz vermeliydim geçmeden önce, altından geçmeden dünyadan gönlüme bulaşmış, dilime bulaşmış kararmış kokuşmuş kirlenmiş ne varsa oracıkta bırakmalıydım içeri yalnız hayırla, umutla, tebessümlerle girmeliydim.. Hiçbir miniğimin yüreğine besmelesiz dokunmamalıydım, sevmeliydim Allah için Vedüd ismine sığına sığına çok sevmeliydim.

     Kapıyla olan hasbihalimiz bitip de içeri girmem ve bir miniğimin koşarak ' abla ' diye boynuma atlaması... Allah' ım bu nasıl şeydi böyle? İnsan nasıl birine her zerresine sevgi taneleri kondura kondura sarılabilirdi? İnsan nasıl birine sarılırken onu gönlüne alıp da oracıktan hiiiç çıkarmak istemeyebilirdi? Annem, annem bundan mı ayağıma taş değse benden önce hissedebiliyordu? Sevgi buydu.. Sevmek buydu.. Vuslat buydu.. Yıllar önce görüp de yüreklerine dokunamadığım miniklerim kollarımın arasına konduruluvermişti. Dua şükür ki bahşedilmiş ve imtihan başlamıştı.. Onlar benim bundan böyle sonsuz güzelliğimin vesilesi olması duasında olacağım cennet güllerim, menekşelerim, yaseminlerimdi.. Abla diyen miniğim iki oluverdi birden ve kırk yıldır birlikteymişiz gibi sorular sormaya başladılar. Hayır hayır burada ağlamak yoktu Allah' ın izniyle bol bol gülecektik birlikte, bol bol hayrı umarak tebessüm edecektik.. Onların el sallayıp görüşürüz abla sözleri arasında ilerledim, kırgınlıklar mı? Kızgınlıklar mı? Onlar da neydi? Dünya yemyeşil oluvermişti şükür ki.. :)


     Kartımı alıp söylenen yere doğru ilerledim birazdan işiteceklerimden habersiz. Müniklerim ilahi söylüyordu o naif sesleriyle hem de '' babasıdır Abdullah annesidir Âmine '' diyorlardı.. Allah' ım seni çok seviyorum diye bağırsam sanki dünya sarsılacaktı o an, bu nasıl güzellikti böyle.. Amine O' nun annesiydi, Amine alemlerin Rabbine şu dünyada en şefkatle bakan kadınlardandı.. Amine isminin hakkı şefkat kahramanı olunursa verilirdi, Amine olmak demek anne olabilmekti.. Sırtıma çok daha büyük bir yük yüklenmişti ancak yükleyene sonsuz şükür, işittirene sonsuz...

       İlahi eşliğinde gideceğim yere varmıştım, pek sevimli iki hocamız karşıladı beni bir de ' Onur '. :) Onur on yaşındaydı ve ismini öğrendiğim ilk miniğimdi, ismini söyleyip elini uzatan ismimi söylemekte zorlanan ilk miniğim.. Artık burada onlarla resimler yapacak, hikayeler okuyacak ama en önemlisi bol bol tebessüm edecektik inşAllah. Onur' un ardından Muhammed, Muzeffer, Mert derken art arda miniklerim gelmeye başladı ve tek tek tanışmaya başlamıştık. Her minikle gönlüme sonsuzluktan gelen muhabbet doluyordu sanki, her yeni minik yepyeni bir dünyaya atılan adımdı. Benden ilk şeyi Onur istedi. İsteği ilk imtihanımdı.. O güzel bakışıyla '' Anneme mektup yazalım mı? '' dedi.. Onur  anneciğine içi kalplerle dolu bir mektup yazdı.

 '' Ülkü anneciğim seni çok seviyorum sen bize çok iyi bakıyorsun teşekkür ederim seni çok seviyorum. ''

...


     O gün gözü ışıl ışıl Ali' mle, pek sevimli Can' ımla, küçücük bedeninde hüzünün buram buram hissedildiği Umutcan' ımla gözleri dolu dolu olmasına rağmen kocaman tebessüm eden turuncum Mehmet Ali'mle ve onlar gibi tertemiz miniklerimle tanıştım şükür ki. Hepsinin sorduğu tek bir soru vardı.. '' Bir daha ne zaman geleceksin? '' '' Bir daha gelecek misin? '' kimi yerleri ezilmiş kimi yerlerine hüzün bulaşmış bir çocuk kalbini adımlamak içli bir yolculuktu, bu yola çıkan buna talip olmalıydı ve asla dönmemeliydi bu yola çıkıp da dönmek demek içinde çukurlar olan bir gönle girip çukurları daha çok deşip tünel yapıp çıkmak demekti ki bu... Gelecektim inşAllah daha birlikte Hz. Enes' in çocukluğunu okuyacak Hz Hasan ve Hz Hüseyin' in asrı saadetteki çocukluğuna uzanacaktık inşAllah. Bir hafta sonra tekrar görüşmek için anlaşarak bir sürü bir sürü öpücükle el salladılar arkamdan, öpücükleri ki şifanın ta kendisiydi.. Öpücükleri ki gönlümün çizilmiş her yanına sürülmüş merhemdi..

      Ardımda parçalarımı bırakarak ayrıldım oradan. Dualar olmasaydı ayrılmam çok daha zor olabilirdi şükür ki dualar vardı ve yanıbaşlarında olmasam bile dualarım inşAllah ulaşacaktı onlara, hepsini tek tek Mevla' ya emanet edip ömrümün yeşili olan günümü tamamladım şükür ki. Eve gelip de uyuduğumda bir baktım ki göz kapaklarıma takılıp gelmiş hepsi, sesleriyle birlikte uykuya daldım.. :)


      Aslında bunlar günlüğümün bir parçası olacak kalacaktı ancak eğer ki bu güzelliği tatmayan varsa Mevla' nın bahşettiği bu güzelliği belki onlar da tatmak ister duasıyla yazmak istedim.

      Siz de içine bir sürü tohum serpilmiş bir gönlün sulanıp da yemyeşil olmasına vesile olmak ister misiniz? O vakit unutmayın onlar çoktan gönül kapılarını açmış sizi beklemekteler, daualarınızı yüklenip siz de koşun ve bu güzelliği kavuşun inşAllah.. :)

25 Mayıs 2014 Pazar

Ah ben





            Bir insan kendine en fazla ne kadar kızabilir? Bir insan kendi içinde en fazla kaç kere harp başlatabilir? Bir insanın kalbinin ufkunda kaç gece kalır içinden koşarak geçen atlıların izleri? Bir insan kendi bünyesinde kendisine en fazla kaç kere başkaldırabilir? Hepsinin rekorunu kırmak için uğraşmakta olduğum günlerin içerisindeyiz.

           Tam geçti dediğim her an içimde yeni bir afet, tam işte şu hal denge hali dediğimde yeni bir girdap. Sahi ben hiç büyümeyecek miyim? Ben hiç kendime dönüp de en bağışlamışından bir tebessüm edemeyecek miyim? Benim kendimle sulhum kavgamı geçemeyecek mi hiçbir vakit?

          İfratla tefrit arasında geçen, fetret zamanlarıyla dolu bir yıl. Şimdi bu üniversite çaktırmadan kanımı emiyor diyeceğim ama bahane buluyorsun diyip kimseler inanmayacak bana. Muhtemelen ben bile inanmayacağım. Hatta ben diğerlerinden daha ileri gidip kanımı emenin üniversitenin değil benim ta kendim olduğunu söyleyeceğim. Benim gözünün önündeki nimetlerden istifade etmesini dahi beceremeyen bir kız olduğumdan tüm bunlara müstahak olduğumu bile iddia edebileceğimi düşünüyorum. Kendime öfkemden iç sesime dahi kapa çeneni diyebilecek kadar kızgınım evet.

       Tüm bu dünyadaki kargaşalar da benim yüzümden oluyor olabilir mi? Kuşları vuran o gizli karanlık ben miyim acaba? Benim yüzümden mi gözleri buğulu Gazzenin yetimlerinin? Şu geçen yokuşun başında gördüğüm dalgın dalgın yürüyen amcayı ben üzmüş olabilir miyim? Ah ben..

       Çokça dua gerek, çokça inşirah gerek, çokça akıl fikir şuur gerek Allah'ım.. Şu ümmetin gençlerinin yüreğine şifa gerek, bileğine kuvvet gerek, nefsinin Burak' ı olmasına vesile olabilecek en sağlamından bir iman gerek.. Belki de en çok Amine' ye gerek Allah' ım belki de en çok Amine' ye.. 

       .

       

23 Nisan 2014 Çarşamba

Hepimiz kandırılmışız


Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır demiştim bu bloğa başlarken. Muhtemelen yalan söylemişim. Allah yeniden başlayanların yardımcısı elbet ama ben yeniden başlayamamışım. Yanlış anlaşılmasın şuurlu olarak size söylenmiş bir yalan değil bu muhtemelen kendime yalan söylemişim. Yeniden başlamayı geçtim başlayıp bitirdim sandıklarıma tekrar başlamışım bu blogla. Oldu mu şimdi? Oysa kocaman kocaman yollar katetmemiş miydik yeni yollara sapmak için? Öze inmek için az gece mi çırpınmıştık?

Amelimizde rıza-ı İlahi olabilmeliydi her daim. Niyetlerimizin, amellerimizin arasına sızıp ihlasımızı zedeleyecek her şeyden el etek çekmeyi bilmeliydi. Eğer ki ihlası bozan yolsa yoldan sevdaysa sevdadan vazgeçmeliydi. Eğer ki Allah' ı anma vesilemiz olan yollar Allah' tan çok hatrımıza gelir olduysa o yollar yangına verilmeliydi. Kaç yol yaktık Allah için? Kaç alışkanlığımızdan vazgeçtik? Kaç adımı atmaktan vazgeçtik? İşte tam olarak bunların sayısı kadarız.

Yola girdiğimi sanarken yolumdan sapmışım yine arkadaşlar. Niçin uyarmadınız diyip suçu size atmak isteyen bir meyil var içimde ancak bastıracağım. Farkındayım suç benim bir de...

İyi ki yoldan saptıktan sonra Allah' ın lütuf olarak çıkardığı ara yollar eski yolun kokusunu almama vesile oldu. Saptığım yol kuyularla doluydu şükür ki kendimi tekrar kuyularda bulmadan saptığım farkettirildi. Şimdi tekrar 'bismillahirrahmanirrahim' vakti. Duayla, hakikatli olması yakarışıyla..

16 Nisan 2014 Çarşamba

Sadece



Susmak.

Bingölde bir yolculukta dinlemiştim ilk, aklımda yer etmiş olmalı ki manalı olmaya başladığında zihnimde dönerken buldum sözlerini. Sevip gözüme kestirmiş olmalıyım o zamandan.

Her neyse, dinleyelim. Özlem dünyası ne de olsa, cennete gitmeyi becerirsek eğer tüm özlemleri de kapısında bırakacağız inşAllah, o vakte kadar huzurla veya hafif çapta acıyla özlemeye devam.

Bi de ıhlamurlar çiçek açabilirmiş öyle diyor kuşlar gelip gidip, inşAllah diyelim, dua edelim.

1 Nisan 2014 Salı

Bekliyoruz


                                                  


Sustukça ölüyor muyduk? Sustukça dilimizden gönlümüze inen sözcükler ipimizi mi çekiyordu gerçekten? Sustukça sonunda hiç olma pahasına eksiliyor muyduk? Yoksa sustukça öyle bir doğuyorduk ki o sancıyla öldüğümüzü mü zannediyorduk?

Sahi bebekler,onlar da suyun içinden Allah' ın izniyle mucizevi çıkarken öldüklerini mi sanarlar? Ailesini, alemi doğumlarının huzuru kaplarken onlar öldüklerini mi zannederler? Bir bebek doğarken içinden çıktığı suyu özler mi?

Belki de doğuyoruz. Belki de suların boğazımıza kaçışa doğuma beş kaldığından. Belki de boğazımızın bir düğüm varmış gibi sıkılması bir elin bizi sulardan nurlara çıkarmak için tuttuğundan.

Gözlerimizi açtığımızda önce ağlayacağız belki de ama bir el uzanacak gönlümüze, en merhametli annenin merhametinden sonsuzca kat merhametli bir el. Öyle bir merhamet değecek ki gönlümüze bizi ziyanlarımıza, zararlarımıza rağmen alemlerin en kutlusuna çıkaracak kadar merhametli inşAllah.


Bekliyoruz
Dua ile, sevda ile, özlem ile


29 Mart 2014 Cumartesi

Yarım yamalak







  ...

Yukarıdaki yalnızca gizli öznesi olan hiçbir zaman yüklemi olmadığından 'cümle' denilememiş ancak yüklemi olmadan da binlerce cümleyi cebinden çıkarabilecek olduğu halde bu yarışa girmeye takati olmayan bir 'cümlemsi'.


İmtihan. Hicran. Acılarımızın yanında zerre bile etmediği acılar. Dayanma gücü. Cennet özlemi.


Yazdıklarımı kırk kere silip bıkmadan tekrar yazmaya çalıştığım ancak yazmayı geçtim cümle kurmayı dahî beceremediğim bir gece, çokça gece gibi. Aslında yazılası bir gece, böyle uzun uzun yazılası hem de. Uzun uzun yazılıp sonuna da 'her neyse' yazılası bir gece.


Allah özlemenin de helalini versinden Allah bu sistemin şerrinden tüm gençleri korusuna geleceğim ve muhtemelen anlamayacaksınız, canınız sağolsun siz yinede amin diyiverin duada bahsi geçen çoğumuzun acısı, hepimizden çokça az eksiğimizin.


Hüsrev Hatemi konuşsun:





'' Çok az düşünmeliyim seni çok az
   Seni çok düşünmeye and içmeliyim ''



5 Mart 2014 Çarşamba

Şükredilesi yazı

20' sinde Amine olmak. 30 yaş ve üstündekileri göre küçücük gelse de tebessümlerine vesile olsa da hâla salıncak görse salanmaya meyleden  hatta meyilden de öteye geçen Amine' ye göre gayet fazla.

Hz. Amine' nin yaşıyla ilgili çoğu şey belli olmasa da 20' sinde Amine olmak yıllardır çok farklı gelirdi bana. Sanki Hz. Amine o yaşında anlamlanmış o yaşında daha bir kıymetlenmiş gibi geldiğinden çok uzakta görünse de duayla beklerdim. O gün gelince Hz. Amine' nin gönlüyle gönlüm daha da hemhalleşecek gibi gelirdi ve bugün itibariyle o güne gelmiş hatta ilk yılını tamamlamış bulunmaktayım.. :)

Doğum günleri insanın 'ene'sine tam destek veren günler olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Kutlanmasının caiziyeti konusundaki tartışmaları da biliyoruz lakin ben bugüne dair minicik bir yazı yazmak isteyecek kadar abarttım işi hakkınızı helal edin bir iki şeyi söylemeden bu günü geçemeyeceğimi farkettim.

Birileri ' İyi dostlar biriktirdim.....' diye söylüyordu sanırım, benim de bugün bir kez daha aklımdan bu geçti şükür ki. Hayır hayır bunu düşündüren içinde övgü olan cümleler değildi içinde 'samimiyet' olan cümlelerdi şükür ki. Bir cümle övgülerle dolu olsa ama samimiyetin zerresi olmasa Allah biliyor gönülde çok da anlam bulmaz. Ama bir parça samimiyet oldumu sarıp sarmalar gönlü sıcaklığı şükre vesile olur. Gözümü yaşartan her mesaj şükrümü arttırdı şükür ki ve anladım Mevla bazı güzellikleri gerçekten cennete bırakmadan dünyada ikram ediyor şükür ki 'cennet dostları' gibi.. :)

Şükredilesi bir gün. Geçirdiğim onca 5 marta hatta bundan daha da bol sürprizli 5 martlara rağmen ilk kez bu kadar şükredilesi bir 5 mart şükür ki. İlk kez kendi kendimi yemediğim bir 5 mart, belki de artık gerçekten büyümeye başladığımdan kim bilir. :) Sanırım bu 5 martın ardından dünyaya gözlerimi kapatsam ürksem bile gözüm açık gitmem sonsuz şükür..

O' na dayandıkça huzura bulanıyor günler. Bir şeye O' nunla uzanıyorsak huzur var O' nunla uzanmıyorsak yalnızca hüsran.. O' nunla başlanıyorsa günler bereketli kul sancısıyla başlanıyorsa yalnızca viran.. Bunlar da kısa günün kârı olsunlar artık :)

Çok şükür, bin şükür, sonsuz şükür. :)

12 Şubat 2014 Çarşamba

Kaçak





     Usulca yürüyorum, çünkü geceleri usulca yürünür. Geceleri usulca yürümemek tüm insanlığa yapılmış ihtilaldir ve ihtilaller genelde kanlı olur ondandır usulca yürüyorum. 

     En son pencereye doğru gitmiştim. Perdeyi sonuna kadar açtım, dikildim öylece. Elimde kahvem yoktu bir amacım da yoktu aslında. Genelde yapardım bunu. Bir şehirde herkesin birlikte görebildiği, duyabildiği şeylere ihtiyacım olurdu çoğu zaman. Güneş gibi Ay gibi ezan gibi.. Bunlar birbirlerini  görmek istemeyen insanların bile birlikte görüp birlikte duydukları şeylerdi, biz kopmak istesek de bizi koparmayan bağlar gibi gelirlerdi bana bundandır zaman zaman oturur sadece izlerdim. Belki de onları değil izleyemediklerimi izler, duyamadıklarımı duyardım, kimbilir. Yine onu yapıyordum. Ay' ı gördüğümü hatırlıyorum hatta o esnada hızla bir araba geçmişti sokaktan sonra, sonra ne oldu? 

     Pencerenin önünden gönlünüzün üzerine ne ara geldim yine hatırlamıyorum.  Bilirsiniz sarhoş eden sadece içtikleri o şey değildir özlemin de sarhoş eden dozları vardır. Gerçi neden bilesiniz ki, siz uyuşmak değil uyuşan kafalara derman vesilesi olabilmek duasıyla başlarsınız güne. Her neyse, farketmeden gönlünüzün üzerini adımladığımı hissediyorum yine, gönlünüz ki şehirlerin en yeşili. Gönlünüz ki akşam on olduğunda ışıkları sönüp sabahın nuruyla kuşların cıvıldadığı kutlu belde. Gönlünüze şiirler yazmak isterdim ancak bana helal olmayan bir beldede kaçak olarak geziyorum şiir yazarsam sirenler çalmaya başlar ve kollarımdan tutup götürürler ondandır mısralar sıralayamayacağım size. 

      Hayır her gece yapmıyorum bunu. Dedim ya en son pencereden dışarı bakıyordum ve konunun sizinle hiç alakası yoktu. İçli bir türkü de çalmadı biri adınızı da fısıldamadı, o an hiçbir şey sizi hatırlatmıyordu ama ansızın aşıvermişim telleri. Özür dilemeli miyim? Hırsızlar ve kaçaklar özür dilese de duyulmaz ama ben yine de özür diliyorum.

      Şehrinize bahar gelmiş, her yanında karanlıktan  tam olarak seçemediğim çiçekler görüyorum. Üşümüyorum da, hafif rüzgar esiyor ama yalnız çiçeklerin kokusunu taşıyor, üşütmüyor. Ellerim kanıyor, telleri geçerken takılmış olmalılar. Sahi neden bu kadar dikenli telleriniz? Dikenli tel değil telli diken gibi. Tellerinizde gördüğüm onlarca insana ait et parçaları benim bile canımı yakıyor siz görmüyor musunuz? Uzaktan görüp korkup gelmesinler diye mi onları ordan temizlemiyorsunuz? Telleriniz korumaktan çok öldürmek amaçlı gibi. Bu şehre her geldiğimde bir parçam kalıyor tellerinizde yani bu şehre her girdiğimde biraz daha eksik ayrılıyorum, canınız sağolsun. Canınız demişken canınız ki canların soluklanma vesilesi ancak konumuz bu değil.

      Bişeyler fısıldamak istiyorum. Gönlünüzün üzerine gelmiş, soluğunuzun içine karışmışken bir şeyler diyebilmek istiyorum. Yutkunuyorum ancak olmuyor. Sanki bir kelime etsem ettiğim kelime gönlünüzde yankılanıp beni de içine alan bir hortum oluşturacak gibi oluyor. Konuşmaktan vazgeçip dokunabilmek istiyorum sonra. Sadece parmağımın ucuyla da olsa dokunabilmek istiyorum. Hafifçe eğiliyorum ama kalp ritmim bunu yapmama izin vermiyor, yasak bir beldede yasak bir toprağı avuçlayamazsın diyor, doğruluyorum. 

Uyurken hissediyor musunuz içinizde bir yabancının dolaştığını? Hissetmiyorsunuz, hissetseniz o ölümcül telleri söküp yerine kocaman duvarlar örersiniz siz bilirim. Gönlünüzün bir bölümü terkedilmiş gibi, her şeyin üzerinde siyah bir örtü var. Örtünün altındakileri merak etmeme rağmen siz farketmeyin diye kaldıramıyorum örtüyü. Bir keresinde örtünün kenarında adımı görür gibi olmuştum ancak gecenin karanlığından ve içinizde bir yerlerde adımı görme istediğimden de olabilir bu, bilmiyorum.

      Gönlünüzde uyuyan çocuklar görüyorum her gelişimde. Üzerleri örtülmüş ve tebessümlerinden uyumadan önce yanaklarına öpücük kondurulduğu belli olan çocuklar. Biraz ilerilerinde kocaman duvarlar var. Kulağımı dayadığımda ardından kurşun sesleri, çocuk çığlıkları gelen duvarlar. Gönlünüze hem tebessümle uyuyan çocukları hem savaş meydanlarını nasıl sığdırıyorsunuz? Gönlünüzün içinde her geldiğimde daha fazla çocuk, daha fazla anne görüyorum. Hepsinin bir yanında savaştan çıktıklarını belli eden izler. Savaş meydanlarından çocuklar, anneler taşıyorsunuz. Gücünüz hiç tükenmiyor mu? Anlıyorum gönlünüzün içine neden kabul edilmediğimi. İçine bir çocuk daha fazla sığsın diye almıyorsunuz beni ama gelsem ve beraber taşısak çocukları? Siz başka bir yavruyu kurtarmaya gitmişken masallar okusam kurtulmuş çocuklara? İstemiyorsunuz. Beni buraya kabul ettiğinizde kurşun sesleri arasında bir de beni düşüneceğinizi ve bunun sonunuz olacağını düşünüyorsunuz, siz bilirsiniz.


     Gönlünüze her geldiğimde gece olmasına rağmen biraz daha nurlu görüyorum. Sadece sizin gönlünüze kaçak girmiyorum ara ara başkalarına da yaparım bunu. Doğru bulduğumdan değil belki heycan belki merak ne derseniz işte. Girdiğim diğer gönüllerde gördüklerim neden sizinkinde yok? Siz paraları nereye saklıyorsunuz? Kat kat evleriniz nerede? Sizin hazineleriniz yok mu gönlünüzde büyüyen? Her geldiğimde daha da artan cilt cilt kitapların arasına mı gizlediniz altınları?  Şaşırmıyorum artık, gönlünüz '' Allah müminlerden canlarını ve mallarını kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır ''ayetininin serinliğini hissettiriyor gönlüme. Şükrediyorum gönlünüzde. Kimi yerlerinde davamızın ağırlığı binse de omuzlarıma gönlünüz sükûn vesilem oluyor çoğu vakit.

    Gönlünüzde uyuyakaldığımda yatağımda uyanıyorum. Belki siz kovuyorsunuz o korkuyla birden kendim geliyorum belki de usulca getirip bırakıyorsunuz bilmiyorum. Tek bildiğim uyuduğum en huzurlu uykularımdan olduğu. Yine bir köşe bulup uyuyacağım usulca, duayla. 

                                            ( Kişiler ve sızılan gönüller hayal ürünüdür. )


10 Şubat 2014 Pazartesi

Gece sarsıntıları



     Bu kızın ne dediğini anlamıyorum ama şunu biliyorum ki içimi kazıyor. Söylediği şeyin her nağmesiyle içimdeki çukurların üzerine örttüğüm topraklara üflüyor. Çaktırmadan yapıyor bunu, sanki bana iyi geliyormuş gibi yaparak.Örtülmüş çukurlarımı açıyor ben farketmeden, yeni çukurlar açıyor içimde sonunu göremediğim. Soluğumun içine hatrıma gelmemesi gereken sızılar iliştiriyor, iyi gelmiyor bu kız bana.

     Deli olduğum anlarda iyi gelebiliyor aslında. Eğer ki birini hem çok sevip hem de çok kızdıysam hafifçe bu çalsa tüm kızgınlığımı avuç avuç gözyaşlarına çevrilmesine vesile olabiliyor. Ve gecenin bu saatinde dinlediğimde takatimi kesiyor, kimbilir belki de uykumun geldiğinden oluyor bunlar ve ben tüm suçu atacak başka birini buluyorum.

    Kimin kafasına sıkamadıysam kendi kafama sıkmaya kalktım. Sıkamadım tabii ki ama kafamın ortasında 'yeter artık' diye tepindim her kendime silahlı saldırı girişimimin ardından. Kafamda sıkarak açamadığım delikleri içinde tepinerek açtım. Olması gereken Amine' yle yaşayan Amine arasındaki fark arttıkça benim kafamın içindeki tepinmelerim arttı ve sanırım artık içimin bir yanı küsemeyecek kadar darıldı bana. Evet küsemeyecek kadar çünkü insan küsebiliyorsa hâla seviyor demektir, insan küsebiliyorsa hâla 'bir yolunu bul ve gönlümü al' diyor demektir lisan-ı haliyle. Ancak bir insan onu bin kere incittiğimiz halde sözcüklerinin üzerinden tüm sıcaklığı alarak konuşmaya devam ediyorsa bizimle olay artık bitmiş demektir, sevgi de muhabbet de taş kesilmiş... Tespitli konuştum, aferin bana. Böyle konuşmalarıma alışın zira adımın başına 'uzman' geldiğinde hep böyle tespitli konuşacağım söylentiler arasında, her neyse henüz öğrenciyim ve şimdilik bunlara lüzum yok.

    ''Yirmi yaşında bu ne artistlik tatlım'' diyor içimdeki bir hanım teyze, sadece gözlerine bakıp geçiyorum teyzenin kendisini çok umursamadığımı belli etmeden az buçuk da hak vererek.

    Suriyeli bir çocuk gördüm bugün, Suriyeli çok çocuk gördüm. Ellerinde battaniyeleriyle gezen ve tüm sokakları yatakları bilen ama kahkalar atmaya devam eden çocuklar gördüm. O çocuklar sıkmalıydı kafama, o çocuklar hepimizin kafasına sıkmalıydı ve sermeliydi bizi o taş betonlara sonra da gelip nankörlük edip kıymetini bilemediğimiz yataklarımızda şükrünü bile bile uyumalıydılar.

12 Ocak 2014 Pazar

Bir rica



Dokunsalar ağlayacaklarmış gibi değil de ağlamak için dokunsunlar diye uğraşmak gibi bişeydi. Ya da yaşadığını hissedebilmek için yolun ortasında birine çarpıp 'önüne baksana be' sözünü işitmeye çalışmak gibi. Veya da, öyleydi işte.

Merak etmeyin ağlamayacağım çünkü siz bakarken ağlayamam. Siz bakarken ağlarsam gülmeye başlarım ve ağlarken gülen insanlara pek hoş bakmazlar. Saçmalayan insana da genelde hoş bakmazlar, hoş bakmış gibi yapabilirler ama çünkü insan olmak bunu gerektirir. Aslında insan olmak ağlamayı da gerektirir de, öyle işte.

Sadede geleyim ben iyisi yoksa dinlediğim müzik bitecek ve bir yazı daha yarıda kesilecek.

Bir gün uçabilir miyiz? Yalnız şunu hatırlatmamda fayda var ben dönme dolapta bile çığlık atıp ordaki yükseklikten dâhi ürken biriyim. Buna rağmen uçabilir miyiz? Suya karşı da çok rahat olduğum söylenemez buna rağmen 'suyun' üzerinde uçabilir miyiz? Ama martılarla aram iyidir bakın martılar bize tebessüm ederken onlara onlar gibi uçup 'merhaba' diyebilir miyiz? Evet ben korkabilirim olsun, sadece bir kere dünyadan bir dakika da olsa uzak kalıp çığlıklarım kahkahalarıma karışarak da olsa küçük bir kayıkla yükseklere çıkabilir miyiz? Anladım, dünyada kahkahayı bırak tebessüm etmemiş insanlar var diyorsunuz, ama.. Tamam o zaman on saniye olsun, olmaz mı? Anladım, cennet diyorsunuz.

Cennette uçan kayık da vardır inşAllah en uçanından hem de. Biz uyuyalım en iyisi hem rüyalarda da uçan kayıklar vardır belki, kim bilir.


3 Ocak 2014 Cuma

Cümle olmayan kelimeler, yazı olmayan cümleler



     İçimi kazıdığı halde 'şudur' demeye cesaret edemediğim şeyler içimde öyle çukurlar açıyorlar ki artık içine girdiğimde ateşin sıcaklığını tenimde hissedebiliyorum. ' Ateş yakmaz Hakk yakmadıkça ' diyip tırnaklarımla kazıyorum bu sefer çukurları. Belki diyorum belki bir tünelle kesişir yolum ve sıkışmış bir çocuğa geçit olur çukurlarım o zaman gelir belki baharlar diyorum. Belki derinlere indikçe tertemiz bir alem çıkar? Toprak altında kalmış kentlerde güzel insanlar yaşarmış vaktin birinde belki onların içinde kalmış tek güzel insanı alıp gelirim belli mi olur diyip kazmaya devam ediyorum. Kazdıkça sırtıma inen topraklar nefes aldıkça içime doluyor ve artık sanırım konuşmakta güçlük çekiyorum toprak boğazımı tıkıyor.

     Kendimizin kendi istediğimiz gibi olmasına vesile olamamak, kendimizin 'kul' olmasına vesile olamamak, kendimizi ateşlerden nurlara çıkaramamak, kendimize sözümüzü geçirememek ve durum böylesine vahimken ümmetin derdiyle dertlenmek istemek.. Çelişkiler öldürür mü insanı? Çelişkiler kanser yapar mı? Çelişkiler astımı tetikler mi? Çelişkiler taşikardi yapar mı? Çelişki..

     İçimde açılmış çukurlar, her çukurdan yükselen çığlıklar... İçimde açılmış tüneller her tünele ayrı bir yerden basılmış sular... İçimde geçitler, her geçidin diğer ucunda yakılan tenler... İçimde denizler, her denizin diğer bir ucundan akıtılan kimyasallar... Dünya diyorum, dünya misafir olunacak yerlerin en kirlisi değil mi? Cehennem geliyor ardından aklıma, imanı olana temizlenip gideceği bir misafirhane olacakken oranın dahi buradan temiz olabileceğini düşünüyorum. Evet cehennemden kirli şu dünya gönlüme dokunuyor gönlümü kirletiyor, ondan tiksiniyorum.

      Cümlelerim yarım yamalak, soluğum yarım yamalak, zihnim çorman karman.. Ve bu sefer tüm suçu 'dünyaya' atıp gidip en suçsuzundan(!) bir uyku çekmeyi düşünmüyor değilim. Ne de olsa biz insanlar suçlamayı çok iyi biliriz. Biz aldanmamışızdır pislik şeytan gelip aldatıp gitmiştir, biz kirletmemişizdir şeytan şu dünyayı pisliğe boğmuştur. Şeytan gelmiş tüm çocukları öldürüp mazlumların başından aşağı ateş yağdırmış ardından da doymayıp bizim kalbimizdeki imanı da öldürmüştür. Sonra bıkmayıp bizi insanlıktan çıkarmıştır. İnsafımızı çekip almıştır, namazlarımızı götürmüştür, dilimize yalanı düşürmüştür. Şeytan yapmıştır, bizim konuyla bir ilgimiz yoktur, Allah onu kahredecektir! Tabii tabii.. Süper, devam.

      Samimiyet, niyet, ihlas, rızayı ilahi, çığlıklar, donan eller, dikenli yollar, feryatlar, zalimler, vakit, iman, gelecek, cennet. Zihnimde anahtar kelime halinde dolanan ancak derinine inince cümle kuramadığım bir milyon tane kelime bulursam ödül verirler mi sizce bana? Biri çıkıp da der mi kelimelerinden beraber cümle kurabiliriz diye? Biri çıkıp da gözlerimin içinden geçen çözemediğim o dili öğretir mi bana? Biri çıkıp da artık tünellere ihtiyacımız yok hadi yürü koşarak gideceğiz tünelle ulaşılan kentlere ve tüm çocukları toplayıp cennete gideceğiz der mi? Biri çıkıp da en içlisinden Kur'an okuyup da vahyin gönlüme işlenmesine vesile olup zihnimdeki ve gönlümdeki sulha vesile olur mu? Allah yar..

      Ne desem saçmalık olacak şu kasvetli vakitlerimde yalnızca dua etmeli. Allah hayredecektir, Hayırlı güzellikleri ' kun ' emriyle anında yapıverecek O' dur. Sığınmalı,, gönülleri de zihinleri de kendine sığınanı asla ziyan etmeyecek olana teslim edip dua edip beklemeli.

 يَامُحَوِّلَ ٱلْحَوْلِ وَٱلاَحْوَالِ حَوِّلْ حَالَنَآ اِلىٰ اَحْسَنِ ٱلْحَالِ

'' Ey bütün hâl ve durumları değiştirerek halden hale çeviren Muhavvil,

hâlimizi en güzel hale çevir. ''


                                                               

                                                               Amin, amin, amin