Usulca yürüyorum, çünkü geceleri usulca yürünür. Geceleri usulca yürümemek tüm insanlığa yapılmış ihtilaldir ve ihtilaller genelde kanlı olur ondandır usulca yürüyorum.
En son pencereye doğru gitmiştim. Perdeyi sonuna kadar açtım, dikildim öylece. Elimde kahvem yoktu bir amacım da yoktu aslında. Genelde yapardım bunu. Bir şehirde herkesin birlikte görebildiği, duyabildiği şeylere ihtiyacım olurdu çoğu zaman. Güneş gibi Ay gibi ezan gibi.. Bunlar birbirlerini görmek istemeyen insanların bile birlikte görüp birlikte duydukları şeylerdi, biz kopmak istesek de bizi koparmayan bağlar gibi gelirlerdi bana bundandır zaman zaman oturur sadece izlerdim. Belki de onları değil izleyemediklerimi izler, duyamadıklarımı duyardım, kimbilir. Yine onu yapıyordum. Ay' ı gördüğümü hatırlıyorum hatta o esnada hızla bir araba geçmişti sokaktan sonra, sonra ne oldu?
Pencerenin önünden gönlünüzün üzerine ne ara geldim yine hatırlamıyorum. Bilirsiniz sarhoş eden sadece içtikleri o şey değildir özlemin de sarhoş eden dozları vardır. Gerçi neden bilesiniz ki, siz uyuşmak değil uyuşan kafalara derman vesilesi olabilmek duasıyla başlarsınız güne. Her neyse, farketmeden gönlünüzün üzerini adımladığımı hissediyorum yine, gönlünüz ki şehirlerin en yeşili. Gönlünüz ki akşam on olduğunda ışıkları sönüp sabahın nuruyla kuşların cıvıldadığı kutlu belde. Gönlünüze şiirler yazmak isterdim ancak bana helal olmayan bir beldede kaçak olarak geziyorum şiir yazarsam sirenler çalmaya başlar ve kollarımdan tutup götürürler ondandır mısralar sıralayamayacağım size.
Hayır her gece yapmıyorum bunu. Dedim ya en son pencereden dışarı bakıyordum ve konunun sizinle hiç alakası yoktu. İçli bir türkü de çalmadı biri adınızı da fısıldamadı, o an hiçbir şey sizi hatırlatmıyordu ama ansızın aşıvermişim telleri. Özür dilemeli miyim? Hırsızlar ve kaçaklar özür dilese de duyulmaz ama ben yine de özür diliyorum.
Şehrinize bahar gelmiş, her yanında karanlıktan tam olarak seçemediğim çiçekler görüyorum. Üşümüyorum da, hafif rüzgar esiyor ama yalnız çiçeklerin kokusunu taşıyor, üşütmüyor. Ellerim kanıyor, telleri geçerken takılmış olmalılar. Sahi neden bu kadar dikenli telleriniz? Dikenli tel değil telli diken gibi. Tellerinizde gördüğüm onlarca insana ait et parçaları benim bile canımı yakıyor siz görmüyor musunuz? Uzaktan görüp korkup gelmesinler diye mi onları ordan temizlemiyorsunuz? Telleriniz korumaktan çok öldürmek amaçlı gibi. Bu şehre her geldiğimde bir parçam kalıyor tellerinizde yani bu şehre her girdiğimde biraz daha eksik ayrılıyorum, canınız sağolsun. Canınız demişken canınız ki canların soluklanma vesilesi ancak konumuz bu değil.
Bişeyler fısıldamak istiyorum. Gönlünüzün üzerine gelmiş, soluğunuzun içine karışmışken bir şeyler diyebilmek istiyorum. Yutkunuyorum ancak olmuyor. Sanki bir kelime etsem ettiğim kelime gönlünüzde yankılanıp beni de içine alan bir hortum oluşturacak gibi oluyor. Konuşmaktan vazgeçip dokunabilmek istiyorum sonra. Sadece parmağımın ucuyla da olsa dokunabilmek istiyorum. Hafifçe eğiliyorum ama kalp ritmim bunu yapmama izin vermiyor, yasak bir beldede yasak bir toprağı avuçlayamazsın diyor, doğruluyorum.
Uyurken hissediyor musunuz içinizde bir yabancının dolaştığını? Hissetmiyorsunuz, hissetseniz o ölümcül telleri söküp yerine kocaman duvarlar örersiniz siz bilirim. Gönlünüzün bir bölümü terkedilmiş gibi, her şeyin üzerinde siyah bir örtü var. Örtünün altındakileri merak etmeme rağmen siz farketmeyin diye kaldıramıyorum örtüyü. Bir keresinde örtünün kenarında adımı görür gibi olmuştum ancak gecenin karanlığından ve içinizde bir yerlerde adımı görme istediğimden de olabilir bu, bilmiyorum.
Gönlünüzde uyuyan çocuklar görüyorum her gelişimde. Üzerleri örtülmüş ve tebessümlerinden uyumadan önce yanaklarına öpücük kondurulduğu belli olan çocuklar. Biraz ilerilerinde kocaman duvarlar var. Kulağımı dayadığımda ardından kurşun sesleri, çocuk çığlıkları gelen duvarlar. Gönlünüze hem tebessümle uyuyan çocukları hem savaş meydanlarını nasıl sığdırıyorsunuz? Gönlünüzün içinde her geldiğimde daha fazla çocuk, daha fazla anne görüyorum. Hepsinin bir yanında savaştan çıktıklarını belli eden izler. Savaş meydanlarından çocuklar, anneler taşıyorsunuz. Gücünüz hiç tükenmiyor mu? Anlıyorum gönlünüzün içine neden kabul edilmediğimi. İçine bir çocuk daha fazla sığsın diye almıyorsunuz beni ama gelsem ve beraber taşısak çocukları? Siz başka bir yavruyu kurtarmaya gitmişken masallar okusam kurtulmuş çocuklara? İstemiyorsunuz. Beni buraya kabul ettiğinizde kurşun sesleri arasında bir de beni düşüneceğinizi ve bunun sonunuz olacağını düşünüyorsunuz, siz bilirsiniz.
Gönlünüze her geldiğimde gece olmasına rağmen biraz daha nurlu görüyorum. Sadece sizin gönlünüze kaçak girmiyorum ara ara başkalarına da yaparım bunu. Doğru bulduğumdan değil belki heycan belki merak ne derseniz işte. Girdiğim diğer gönüllerde gördüklerim neden sizinkinde yok? Siz paraları nereye saklıyorsunuz? Kat kat evleriniz nerede? Sizin hazineleriniz yok mu gönlünüzde büyüyen? Her geldiğimde daha da artan cilt cilt kitapların arasına mı gizlediniz altınları? Şaşırmıyorum artık, gönlünüz '' Allah müminlerden canlarını ve mallarını kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır ''ayetininin serinliğini hissettiriyor gönlüme. Şükrediyorum gönlünüzde. Kimi yerlerinde davamızın ağırlığı binse de omuzlarıma gönlünüz sükûn vesilem oluyor çoğu vakit.
Gönlünüzde uyuyakaldığımda yatağımda uyanıyorum. Belki siz kovuyorsunuz o korkuyla birden kendim geliyorum belki de usulca getirip bırakıyorsunuz bilmiyorum. Tek bildiğim uyuduğum en huzurlu uykularımdan olduğu. Yine bir köşe bulup uyuyacağım usulca, duayla.
( Kişiler ve sızılan gönüller hayal ürünüdür. )

Diğer yazılarınızı da okudum ama en iyisi bu. Çok sahici. Pek hayal ürünü gibi değil gibi. Kaleminize yüreğinize sağlık.
YanıtlaSilTeşekkürler :) Hayal ürünümsü diyelim o zaman, bir hakikatin muhayyilede şekillendirilmişi sonuçta hayale yakın bişey :)
SilSoluksuzca okunacak bir yazı... Kaleminize sağlık.. Sevgiler..
YanıtlaSilGüzel bir makale olmuş,anlayana;Herkes gönlünde biriktirdiklerinden sorumludur.Allah herkese gönlündeki muradı versin diyelim.
YanıtlaSilİnsanın nefsi olmadan varlık sahibi olması, yani Yaratan’dan aldığı ışığı yansıtacağı bir mecra bulması mümkün değildir.
YanıtlaSilHakikaten nedir faydası, İÇİMİZDEKİ bu garip ayinin..?
Bir gün, bir olay yaşarız ve daha önce farklı bir şekilde okuduğumuz bir hikâyenin BİR YAPRAĞINA düşeriz…
(كُن فَيَكُونُ)…O halde herşey mümkün!