2 Şubat 2017 Perşembe

Dünya




Birisi bir gün kendi bahçesinin çiçeklerini bilmeyip daha onlardan birinin kokusunu diğerinden ayıramazken karşı kıyının fabrikalarının bacalarından çıkan dumanın peşinden gitmiş. Sandalla karşı kıyıya geçerken ardından tüm çiçekler adına fısıldamış menekşe: "Burada menekşeyle gülün kokusunu bile ayıramazken bir gün orada dumanlar seni boğupta genzinde katran biriktiğinde aslında tüm menekşelerin bile aynı kokmadığını anlayacaksın."

Dünya değil mi dönüyor işte. Çakılı kalamıyor içinden sonsuza dek çıkmak istemeyeceğimiz bir anın orta yerinde. Biz öylece kalması için her şeyi durdursak bile bu sefer de eskiyor durdurduklarımız, yaş almanın izleri düşüyor benzimize. Dünya dönüyor, döndükçe bir yandan da "Bak dikkat et yalnızca an senin." diyor. Dönmelerden sonra andan bir diğer ana geçerken bazen şenlik geliyor bazen hüzün, bazen bir müjde karşılıyor bizi bazen de rüyada görsek kabus diyeceğimiz bir sürpriz. Ama o da dönüyor, acı da bâki değil sonuçta. Allah muhafaza cehenneme gitsek bile ihtimal var felah bulmak için. Her şey böylesine dönerken ve geçerken O'nun adıyla dokunduklarımız mucizevi bir şekilde "sonsuz" oluveriyor. Dünya dönüyor ama ardında bıraktığı her şey de bir yerlerde birikiyor.

Bazen de şerlerin defolması için dünyanın dönmesi gerekiyor. Kendini asmak için ipi hazırlamış kadın dünyanın dönmesiyle geçen birkaç saniyenin ardından uyanan bebeğinin ağlama sesini işitip ipi kesip koşup bebeğine sarılabiliyor mesela. Veyahut da her yola çıktığında yağmur yağsa da ıslanmaya aldırmadan dua etmektep vazgeçmeyen biri dünyanın dönmesinin ardından aynı yollardan dualarının kabul olmasıyla açmış Güneş için şükrederek geçebiliyor. Dünya dönüyor, bizim için nizamla kurulmuş dünyanın dönüşünün bize kasıt olduğunu düşünmek nankörlük olmaz mı? Dünya dönüyor evet hem de biz daha sağlam durabilelim diye.

Bir hastane odasının kapısında dua dua beklerken insan, dünya on kat hızla dönmeye başlayacakmış deseler derin bir "oh" çekerdi muhtemelen. Dönüp de hasret olduklarına yeni kavuşmuş birine aynısını deseler "Durun ya hu, bir nefes alalım." der. İkisi de aynı dünya içinde, ikisini de kayırmadan emredilen hızda dönüyor dünya.

Dünya demişken küçüklüğümden beri kalabalıklar arasında dolaşırken aynı dünya hatta aynı metrekare içinde her insanın ayrı bir dünyası olmasına ve bu dünyaların birbirine bu kadar yakın geçmesine rağmen birbirlerini öyle usulca sıyırabilmesine şaşkın şaşkın bakarım. Herkes eteklerini toplar gibi dünyasını birbirine dokundurmadan geçmeye çalışır genelde. Ama şöyle de bir şey var ki yanından geçerken tanımadan tebessüm ettiğimiz birinin dünyasında o vakit bir yıldız kayar ve onu görürse o da tebessüm eder.

Birbirimizin düşmanı olmadığımızı hatırlamamız gerek. "Hatır" için neler yapılabileceğini bir kez daha düşünmemiz gerek. Kendine güvenmez, kendini öncelemezsen ezilir gidersin diye haykıran çağda ilk imtihanın "kibir" yüzünden kaybedildiğini unutmamamız gerek. Ne zaman birine karşı sonu gelmeyecek sandığımız kızgınlıklar hissedecek olsak "olüm" dememiz gerek. Her türlü şerli hissiyatın ardından içimize biraz daha fazla "ölüm" basmamız gerek. Birisi biraz fazla koyu renk giyse içinin de rengi solmuş sanılan şu çağda mühim olan asıl rengin gönlümüzün rengi olduğunu birbirimize hatırlatmamız gerek. Kalbimizin beyazına kara düşmesini elbisemize leke düşmesinden daha fazla önemsememizin bile bir direniş olduğunu bilmemiz gerek. Kalbimizin kinle çarçur edilmeyecek kadar güzel hissiyatlarla dolabilecegini farketmemiz ve onlarla dolması için gerekirse dua dua el açmamız gerek.

Hanımefendi yazının girişi ayrı bir hava gelişmesi daha ayrı bir hava sonucuysa hepsinden ayrı diyebilirsiniz, diyin de hatta. Belki ömrümüzdeki birçok şeyde olduğu gibi bunda da hepsini birbirine bağlayan bir ip vardır da ipin ucunu biz bulamamışızdır kim bilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder