16 Ocak 2017 Pazartesi

Çöl ve İstasyon



      Hiç çölde yalnız kalmadım, aslına bakarsanız hiç çöl görmedim. Ama saatlerdir gözümü kapattığımda bir çölün orta yerinde zifiri karanlıkta yıldızlar hiç görmediğim kadar büyük ve parlakken kumların üzerine bağdaş kurup oturmuşum gibi oluyor. Ilıktan öte soğuğa doğru kayarak rüzgar esiyor, gündüzden kalma sıcaklığı henüz tam geçmemiş olan kumların üzerine dünyaya yeni gönderilmişçesine uzanıyorum, uyumuyorum geçirdiğim her anda sonsuzluğu ve sessizliği iliklerimde hissede hissede susuyorum. Biliyorum bu sessizlikte susmak şifadır, bu sessizlikte susmak alemden işitmemiz için yakılanan seslerin bize ayan olmasıdır.
                           ~~~~~~~
   
        Bir kız çıkıyor, oturduğum bankın kenarına değil de yıllardır gelip geçenlerle oturmanın aşinalığıyla direkt yanıbaşıma oturuyor. Oturur oturmaz hayretle konuşmaya başlıyor:

 -Buradan yıllardır trenler geçer, ben yıllardır trenlerle kavuşup trenlerle parçalananları izlerim. Kimisi beklediği tren sesini çeyizinin işlemesine katık yapar kimisi aklından silemediği bir tren sesini her gün yeniden ölüşüne. Her istasyon sancılıdır elbet ama bu istasyon bi farklı. Mesela bu istasyonda valizini alıp normal bir şekilde trene yerleşip kulaklığını takıp hiçbir şey olmamış gibi seyahat eden insanlar bulamazsın. Buradan yolcu gönderenler ya da karşılayanlar bir dakika sonra bir şey olmamışa dönemezler. Sevincin de hüznün de özünü bu istasyonda görürsün. Buradaki duygular birbirinin karşısında gibidir ama birbirinin zıttı değildir, vuslatla hicran omuz omuzadır. Girişte görmüşsündür zaten hissiyatları küf tutanlar giremez buraya, buradan kalkan trenler öyle her yer gitmez ve gelenler her yerden gelmez.

      İçimdeki büyük sessizlikten sonra kızın söyledikleri çokça uzun gelmiş olacak ki duraklıyorum. Yüzüne bakıyorum, bahsettiklerinin hepsinden berî gibi. Sanki esen hiçbir rüzgar ona vurmamış, sanki hiçbir yağmur onu ıslatmamış.

       Kızdan kafamı tekrar çevirip ileri bakıyorum. Söylediklerini düşünüyor muyum bilmiyorum, saatlerdir gözümü ayırmadığım yolcusunu bekleyen birini kaybetmek istemiyorum, bu kez de sola doğru yürüyor onu izliyorum. Yanımdakini susturmuyor bu hamlem, devam ediyor:

--Sen yolcu musun yoksa bekleyen mi daha bunu bilmiyor gibisin. Yanında bir valiz var ama bunda daha çok gelecek yolcunun yokluğunda biriktirdiklerini onun için saklamış gibisin. Bir azığın var ama sanki sen değil de gelen yolcu yesin diye. Sanki en kıymetli parçanı gönderiyormuşçasına benzi atık yüzünde yalnız kavuşmalardan önce gördüğüm tebessüm var. Trenler geldiğinde kıpırdamıyorsun bile, inip sevdiklerine kavuşan yolculardan birine takılıyor gözün ve dudakların oynuyor. Senin olmayan hikayelere dualar ediyorsun bu istasyonda. Senin hikayen ne? Başladı mı yoksa bu istasyon hikayenin sonu mu?

     Yutkunuyorum, derin bir soluk alıp gözümü kapatıyorum. İşte yine çöl, yine yıldızlar yine o rüzgar. Hayır hayır üzülmüyorum tebessüm ediyorum. Derin derin nefes alıp veriyorum, tren kokusunun genzimde bıraktığı o acımtraklık azalıyor her soluğumda. Tebessüm ediyorum, her solukta tebessümüm daha belirginleşiyor. Çöllere efendimizin ayakları değdiğinden mi havası hayalen bile olsa böyle şifa vesilesi olabiliyor? Sanki gözümü kapatıp da kendimi çölün ortasında bulduğumda melekler ardımdan şifalı dualar ediyor. Bunları düşürnürken en son içimdeki tüm isi dışarı vururcasına verdiğim solukla açıyorum gözümü, kapattığım ana göre daha aydınlık daha ferah etraf.

      Kız hâlâ yanımda, hafifçe öne doğru eğilmiş gözünü kırpmadan yüzüme bakıyor. Tüm cevapları içine doldurmuşçasına tebessüm ediyorum kıza, bu istasyonda kavuşmalarda bile göremeyeceği kadar içi huzur dolu tebessüm ediyorum. Kızı tebessümüme karşı ettiği hayret ve yüzünde farkında olmadan oluşan tebessümüyle bırakıp başımı ileriye çeviriyorum yine.

    Saatlerdir takip ettiğim bir sağa bir sola giderek bekleyen adam trenden inen kalabalıklar arasından gönlüne değene koşuyor, onun ötekilere hiç benzemeyen adımlarıyla birlikte bir kez daha umduğuma kavuşmanın şükrüyle dudaklarım oynamaya başlıyor:

"Kupkuru çiçeğin suya kanıp da yeşermesi gibi müjdesine erişince yeşeren yüreklerini Sen susuz bırakma Allah'ım. Sen..."

1 yorum: