''Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında, kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır. '' Casiye Suresi 4
Düşünmez misiniz, akletmez misiniz diyor Allah birçok yerde. Şuna tüm kalbimle inanıyorum; Mevla aslında önünde durduğumuz her kapının anahtarını aleme gizliyor, bulalım istiyor, bulalım ve O'na sımsıkı sarılıp kapıyı açıp şükürle girelim istiyor. Dağlar diyor, kuşlar diyor, yer ve gökle sınırlı kalmıyor sadece yerin altına da göğün üzerine de tefekkür edebileceğimiz şifreler gizliyor. Şöyle bakarsak çok heyecanlı değil mi aslında?
Başına bir musibet geliyor ve bakıyorsun ki anahtarların yetmiyor bu musibeti aşacak kapıyı açmaya. Acizliğini, kulluğunu iliklerinde hissediyorsun.. Sonra ''ben ne yaptım da başıma bu geldi'' demek yerine tek tek alemi okumaya başlıyorsun. Öyle sokakta gezerken kafasından bin bir düşünce geçen insanın ağaçlara, gökyüzüne baktığı gibi değil ama. Tiryakını arayan hasta gibi, ateş etrafını sarmışken suya uzanan biri gibi... Aleme ayetlerini, ayetlerine alemi gizleyen Mevla'ya hayran ola ola arıyorsun anahtarı, her aşaman hayranlığını biraz daha arttırıyor. Anahtar ne zaman önüne çıkacak bilmiyorsun, üstelik gerçek manada aramaya başladıysan şahit olduğun mucizelerin güzelliğinden anahtarı da düşünmemeye başlıyorsun. Sonra bir gün, bir an bir ''tık'' diye bir sesi geliyor. En beklemediğin anda bir bakıyorsun çoktan kapıdan içeri girmişsin. Birçok insan şu aşamalarda hissedilenleri hissedebilmek, onun heyecanını yaşayabilmek için saatlerce oyun oynuyor. Öyle ki bunda sanalda oynadıkları oyunda olduğu gibi kapıyı açınca bitmiyor, o kapıyı açıyorsun ve bu sefer hiç beklemeden yeni kapıya doğru bir yolculuk başlıyor. Dünya yaşamasını bilene pek heyecanlı bir yolculuk aslında.
Tırtılın kozasını örüp kelebek olmasını hepimiz biliriz. Bu kadar değildir sadece, tırtıl larva döneminden tırtıl olana kadar da aşamalardan geçer. Tırtılın kozayı örmeye başlaması da öyle kolay değildir yani. Biraz incelediğimde döneminin biri için "bu dönemde solar, soluklaşır, buruşur" ifadelerini okudum ve tebessüm ettim. Ne kadar da insan gibi değil mi? Bunun ardından tekrar yemeye başlar, tekrar hareketlenir, tekrar şişer ve sonra yine aynısı gibi durur, soluklaşır. Bu da tam olarak insan gibi aslında, bizim de hiçbir halimiz sonsuza kadar aynı değil sonuçta. Dönemleri meşakkatleriyle atlatan ve tırtıl olan mucizevi canlı yine yoruldum durayım demez. Kendi kendini sarmaya başlar. Kendini kozasına sıkıştırmaya başlayan tırtılın dünyanın en kıymetli kumaşının ham maddesini üretiyor olması da "hiç akletmez misiniz?" uyarısının içindeki akletmediklerimize girmez mi? Hadi düşünelim biraz.
İpek böcekleri o kadar evreden geçip kendini sarma pahasına dünyanın en kıymetli ipliğinin üretilmesine vesile olurken kelebek olup da içinden çıkarken ipeğe zarar vermesin diye genellikle koza bittiğinde kaynatılarak öldürülüyormuş. Bunu okuyunca da derin bir iç çektim, gözlerim doldu. Sonra düşündüm, tırtılın ona ilham edilene uyup da görevini yerine getirmişken öldürülmesi ondan bir şey eksiltir mi? Hatta bu tırtılları kelebek olup uçmaktan daha mutlu ediyor bile olabilir. İnceden sızlayan yüreğime bunu bassam da muhtemelen artık elimi her ipeğe sürdüğümde içimin bir yanı yine inceden sızlamaya başlayacak. Düşünmek her zaman aynı etkiyi yapmıyor demek ki, bazen de içli bir eylem olabiliyor. :)
En sıkıştığımız, ''Bir mağaraya kaçıp günlerce orada öylece durarak yaşamak istiyorum'' dediğimiz anlarda çevremizi ipek vari hayırlarla, güzelliklerle sarmalarsak Allah'in izniyle günü gelince kelebek olup uçuveririz belki de kim bilir, ne dersiniz?
Kalemimin dönmeye pek müsait olmadığı bir gece olsa da yine de vazgeçmeyip döndüğünce bir şeyler yazmak istedim. Akledenlerden olmamız duasıyla. :)
İpek böcekleri o kadar evreden geçip kendini sarma pahasına dünyanın en kıymetli ipliğinin üretilmesine vesile olurken kelebek olup da içinden çıkarken ipeğe zarar vermesin diye genellikle koza bittiğinde kaynatılarak öldürülüyormuş. Bunu okuyunca da derin bir iç çektim, gözlerim doldu. Sonra düşündüm, tırtılın ona ilham edilene uyup da görevini yerine getirmişken öldürülmesi ondan bir şey eksiltir mi? Hatta bu tırtılları kelebek olup uçmaktan daha mutlu ediyor bile olabilir. İnceden sızlayan yüreğime bunu bassam da muhtemelen artık elimi her ipeğe sürdüğümde içimin bir yanı yine inceden sızlamaya başlayacak. Düşünmek her zaman aynı etkiyi yapmıyor demek ki, bazen de içli bir eylem olabiliyor. :)
En sıkıştığımız, ''Bir mağaraya kaçıp günlerce orada öylece durarak yaşamak istiyorum'' dediğimiz anlarda çevremizi ipek vari hayırlarla, güzelliklerle sarmalarsak Allah'in izniyle günü gelince kelebek olup uçuveririz belki de kim bilir, ne dersiniz?
Kalemimin dönmeye pek müsait olmadığı bir gece olsa da yine de vazgeçmeyip döndüğünce bir şeyler yazmak istedim. Akledenlerden olmamız duasıyla. :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder