5 Ekim 2016 Çarşamba

Bir Kalemlik İç Fotoğrafı





       İçimdeki bu düğümün adı ne? Neden parmağımı dokundurduğumda bile bu kadar acıyor? Zaman zaman iştahımla nasıl bu kadar ani bağlantı kurabiliyor? Geçecek mi yoksa yerini çok beğenmiş de hep kalmaya mı niyetliymiş? Onu bir şeyle birlikte yutmuş olabilir miyim? Başkalarının içimdekiyle aynı mıymış? Nasıl ki acı tarif edilemeyeceğinden birinin acısı diğerinin aynı mı anlayamıyoruz düğümler de öyle anlayamıyoruz işte, ondandır soruyorum aynı mıymış? Sorular, sorular, sorular... Bitmek tükenmek bilmeyen, cevaplarının hepsi farklı gibi görünüp aynı olan sorular.

      Gökhan Özcan abi olsa belki de " 'Benzemek gönlün kilidini açmaz' dedi meczub 'Dışınla birlikte içi de sen olmayan birinin yüzü sen olsa aynı olmuş olur musunuz?' " derdi. Gökhan Özcan abinin meczubu benim içine giremediğim düğümün içinde dört dönmüş gibi. Gökhan Özcan abinin meczubu kaybolunan çöllerde bir yandan kaybolanın içine ayna tutup bir yandan su uzatan o güzel insan gibi.

     "Zorlamakla olmaz, zorlarsan kırarsın." bu ara her konuşmaya kalktığımda sitelerdeki hata mesajı gibi zihnimden gelen mesaj bu. Çoğu vakitte olmadığı kadar net bir şekilde "Sus" uyarısı veriliyor, çoğu vakitte olmadığı kadar "Zor" uyarısı veriliyor.

       Ait olmadığınızı hissettiğiniz bir ortamda bulundunuz mu hiç? Hiç o ortamda herkesin can ciğer olduğu biri varken kendinizi davetsiz misafir gibi hissettiğiniz ve diken üstünde durduğunuz oldu mu? Hiç siz çok değer verdiğiniz halde sadece yanınızda olması gerektiğini hissettiği için zorla yanınızda duran birinin bakışını kaçırmasıyla çizildi mi içiniz? Hiç şiddetli bir fırtınanın ortasında sesi duymamak için kulaklarınızı kapatmışken ellerinizden tutup ninni söylendiğinde hissettiğiniz şeyleri hissedeceğiniz bir yere götürüldünüz mü? Hiç gökyüzüne bakarken mutluluktan gözlerinizden kuşlar uçtuğunu hissettiniz mi? Hiç bunların hepsinde hissedilenleri birden hissettirecek birilerine yaklaştınız mı? Yaklaşmayın, yüksek dozda sızı içerir.

       Parçaların hepsi doğru olduğu halde bütün doğru olmayabilir ve zihin bunu anlamakta güçlük çeker. Allah aşkına, zihnin anlamakta olduklarını bile anlamak istemeyen gönül bunu anlayabilir mi sizce? Gönül anlamaz ki zaten hisseder. Karşıdaki ne derse desin, karşıdakinin yalan söyleyemeyen asıl yeriyle kurar kontağı. Gönül diyor ki göçelim, gönül diyor ki zor. Gönül diyor ki "Bize bunu yapma."

       Teslimiyet diyorduk değil mi? Dağcının kendini bir yere bağlaması gibi bir teslimiyet. Ayağımız kaydığında düşmek yerine tutunduğumuz o yere asılı kalmak gibi bir teslimiyet...

       Biraz daha sadeleşmek gerek belki de. Biraz daha çekilmek, biraz daha yalınlaşmak, biraz daha sözleri eksilmek gerek. Öyle herkese ve her yere gülücükler saçılırsa gözlerine aklına hayaline gelmeyecek gibi bakabilirler. Ne yani kötülüğü meslek bellemişler için kendimizden mi eksilteceğiz? Hayır, duvar olanlara uzatacağımız çiçekleri su gibi akıp geçen iyilere daha fazla verebilmek için biriktireceğiz. Duvarların hepsini kötü bilmeyeceğiz, belki de öyle olması gerekiyordur diyip geçeceğiz.
     
      İnsanı içinde binlerce cümle olan bir kitabın neden "Beni çekip götürdüğün hiçbir yer sana ait değil." cümlesi vurabilir? Birinin şehrine gitmişsiniz; hayatını, anılarının değdiği yerleri, fotoğraf albümlerinin arasındaki o güzel anları, en sevdiği köşesini, duvarlarının rengini, evine giderken her gün geçtiği yolları merak ettiğiniz birinin şehrine. Ona ait ne varsa ondan olduğundan içinize basmaya gitmişsiniz. Oysa sizi kendi ayak bastığı yerler haricinde her yere götürmüş. Nasıl dönersiniz o şehirden?

       Şarjı bitmiş telefona çalışmıyor diye kızamazsınız, çalışmıyor değil çalışamıyordur. Ya da bozulmuş bir makineye tamir edilmediği sürece sitem etmenizin bir anlamı yoktur. Bunların cümlesi de üzülmenize engel değildir, kızmak hakkınız değil ancak gönül rahatlığıyla üzülebilirsiniz. Ancak şunu da eklemeliyim ki Mevla'ya teslim etmek hem mantığın hem de gönlün aynı anda huzur bulabileceği en makul çözümdür. Yine de üzülmek isterseniz size, bana kalmış.

        Gökhan abinin meczubuna diyin ki Amine büyüyormuş. Pusulasını şükür ki hâlâ kaybetmemiş, yazan yerlerdeki kapıları tek tek çalıyormuş ve heybesine düşeni yükleniyormuş. Diyin ki Amineyi en Amine yerlerinden vuruyorlarmış ama yine de Amine kalabilmek için dua ediyormuş. Diyin ki Amine söz verdiği gibi anlaştığınız o güzellikleri sımsıkı tutmuş, her şeye ve herkese rağmen o ışığa inanıyormuş. Diyin ki dua bekliyormuş. Ama şunu da ekleyin yoksa üzülür: Yüzündeki tebessüm ve gönlündeki huzur şükür ki öylece duruyormuş.
     

2 yorum:

  1. Zorlamakla olmaz, zorlarsan kırarsın... Ve de kırılırsın, üstelik bu kırılmalar da suçlu kendimiziz zorlayan olduğumuz için.. Şükür, huzur, tebessüm her şey var. Dahası teslimiyetle zamanı gelince, gelir. Tamam kabul ediyorum, söylemesi kolay yapması zor. Olsun, zor ve emekle olanlar kalıcı oluyor..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Ve de kırılırsın" uyarı mesajıma artık bu da eklenecek gibi. :) İnşAllah, bence de gerçekten teslim olabildiğimizde "dahası" çok geçmeden bize sunuluyor.Zor ve emekle olanların kalıcı olması, bunu da düşüneceğim inşAllah. Kıymetli yorumunuz için çok teşekkürler. :)

      Sil