26 Mart 2017 Pazar

Üç Yıl Sonra Aynı Gün

Bugün kafama biriken zehre yazı yazarak bir çizik atmaya niyetlendim ve bilgisayarın başına geçtim. Yazacakken bir arkadaşım mesaj attı, mühim bir mevzudan bahsediyordu telefonu kenara bırakıp yazı yazamazdım. Konuşurken dinlemek için bir şeyler açmak istesem de ruh halim değişmesin ve gerçekten yazmak istediklerimi yazabileyim istediğimden bir şey açmamamın daha iyi olacağını düşündüm. Yine derdim dünyaydı, yine derdim sözlerimizle eylemlerimiz arasındaki mesafeyı karşılayabilecek bir ölçü birimini hâlâ bulamamış olmamızdı. Arkadaşımla konuştukça alemim değişti, bir şeyler yapmalıyız dedi ve ben de artık bir şeyler dinlemeye başlamıştım. Kağıt kalem çıktı, nasheed değişti, planlar değişti, alemim değişti... Velhasıl sonunda kendimi yine blogun başında bir yanım dünyaya küskünken bir yanım heyecanlı buldum. Takip ettiğim birkaç bloga bakıp yazmaktan vazgeçtim. Sonra üç yıl önce bugün bu yazıyı yazdığımı farkettim. Meğerse üç yıl önce bugün de suyumun aynı yerine gelip çırpınmaya başlamışım. Yazamadıklarımı yine kendi yazdıklarımda bulmam ayrı ama anlamlı oldu. Bazen de böyle oluyor işte, bazen de kendimizin sözleri fenerimizin açılmasına vesile oluyor. Madem yazamadın o zaman bunu paylaş Amine dedim.

Evet üç yıldır kalemim, bakış açım, ifade tarzım, hislerimi yaşayışım gibi birçok şey değişti. Başkaları ne düşünür bilmiyorum ama kalemimde de az biraz da olsa yol alabildiğimi farkediyorum. Yani bu yazı teknik anlamda ve bazı içerikler noktasında içime sinmese de bana şunu gösterdi: Ne değişirse değişsin dünya ile olan derdim belki de hiç değişmeyecek. Onu muhtemelen her daim hem ayağıma her an dolanmaya kalkan hem de ayaklarımı en sağlam basıp cenneti kazanmam gereken bir yer olarak göreceğim insAllah. Değişen noktalar var tabii, şu an bu yazıyı okuyunca vakti zamanında daha cürretkarca hissiyatlarımı ifade edebildiğimi de görmüş oldum. Zaten yazabilseydim bugün "Hatırlasana; zamanında biz hissetmekten, yazmaktan, konuşmaktan korkmazdık." diyerek kendime seslenecek ve sende mi büyüyorsun diyecektim. Neyse bugünden değil üç yıl önceden bahsedeceğiz şu an, sizlerle.

25.03.2014
        
    Dünya. Arapça manasına bakarsak 'üzerine basılan yer'.  Ayetlerdeki bahsedilen haline baktığımızdaysa geçici, aldatıcı, oyun ve eğlenceden ibaret, ayaklarımızı sabit tutmakta zorlanacağımız yer. Kelime anlamında olduğu gibi Allah'ın ayaklarımızın altına serdiği, üzerine basıp üzerini çiğneye çiğneye Bakî bir kentin en güzel yerine geçiş vesilesi kılmamız gerekirken başımızın üzerinde taşımaya çalıştığımız ve ne yazık ki buna takatimizin yetmediğini ancak altında kaldığımızda anladığımız yer. Önceki yazılarımın birinde demiştik ya hani 'dünya ki yaşanacak yerlerin en kirlisi'.

      Evet dünya denen şu pislik içinde bıraktığımız yerle tam olarak bir derdim var. Hatta bir dert az kalabilir dünyayla harbi harbi çokça derdim var. İçinde hayran olduğum ve doyamadığım onlarca güzellik olsa da aydınlığının karanlıklarını bastırmaya yetmediği bir sürü kiri, pası, içinde yankılanan çığlık dolu sesleri var. Kalbimde kendisine ve içindekilere karşı olan tüm bağları kesip atamadığımdan gönlümle kendisi arasındaki bağlardan boynuma dolanan birçok ip var. İpleri kesmedikçe rahat soluk alamayacağımı bildiğim halde her seferinde ipi kesmek yerine boğazıma dolanan düğümü çözdüğüm ve bundandır bir süre sonra tekrar boğazıma dolanan ipler var. Ben bu ipleri çözmedikçe, dünyaya ve içindekilere dair dertlenmeye devam ettikçe insanın derdi her neyse en çok o yandan incindiğinden gönlümde dünyanın çizikleriyle dolu bir yan var. Kapatamadığım, her başa sarıp bu kez kapatacağım inşAllah dediğim an daha derin çizikler attığım bir yan... Hepsiyle birlikte mücadele etmeye çalıştığım, önce yaşıma baktığım ve ardından bu yaşta şu dünyayla aramızı bu kadar da içli tutmamalıyız belki de dediğim bir "boşversene sende akımı" var.        

     Kopan şeyler çoğu zaman birleşmiyor ve bu dünyanın faniliğini direkt yüzüme çarpıyor. Kırılanlar bir araya geldiğinde hep ince bir çizgi kalıyor naparsak yapalım geçmeyen, tamamen kaybetsek bile bir gün aynı yerden tekrar kırıldığında ortaya tekrar çıkan çizgiler. Dağılanlar tekrar biraya geldiğinde hep göze batan bir şeyler oluyor. Böyle binlerin arasına koysak onun dağılmış olduğunu anlayacağımız ama nerden anladığımızı kelimelere döküp de anlatamayacağımız türden şeyler. ' Şey ' işte, bulamayınca tak diye yapıştırıp kendimizi kurtardığımız makbul kelime. Anladınız siz. 

      Belki de kırılanlardan, dağılanlardan, parça parça olanlardan hep bir iz kalmalıydı şu dünyada bize 'fanidir' alarmı verecek. Belki de kırılanlar, parçalananlar böylesine iz bırakmasaydı eğer kalbimiz en yanık tonuyla 'Ya Bakî Ya Bakî' diye bağıramayacak ve biz henüz görmediğimiz Bakî bir yeri böylesine özleyemeyecektik. Kim bilir belki de şu dünyada bozulanlar tamir olsa, incinen kalbimiz ve incittiğimiz kalpler tek bir dokunuşla düzelse bizler kalbimizi buraya sıkı sıkı bağlayacak ve dünyaya böylesine bağlanmış ahireti düşlemeyen bir kavim olup çıktığımızdan helak olup gidecektik. O zaman kırıkları, dağılanları dahi bize merhametinden veren Rabbe sonsuz şükretmeli ancak kırıkları, acıları istemeden tüm kırıklara tüm dağılanlara tüm çiziklere şifa niyetine sonsuz şükür demeli..

       Ama hayır dünyayı ve içindekileri hatta kendimi bu gece de anlamayacağım. Çıkardığım hiçbir hisse dünyanın ve içindekilerin anatomisini şudur diye çıkarmayacak bana. Çıkardığım hiçbir hisse her şey bu kadar ayanken nasıl zaman gelip de kendimizi böylesine körleştirebildiğimizi bana net olarak anlatamayacak. Hiçbir hisse  ''..... boş temenniler sizi aldattı; nihayet Allah' ın emri (ölüm) geldi; o çok aldatıcı (şeytan) da sizi Allah hakkında aldattı. ''  ayetinin gönlüme düşürdüğü korkuya tam olarak derman olamayacak. Dua edelim, ümit edelim ve güzel insan Muhsin Yazıcıoğlu'nun  vefatının yıldönümü olan şu günde rahmetle anıp Fatiha-ı Şerifesini gönderip onun bir sözüyle bitirelim: 

'' Hayat böyledir dostum! Geçer beklemekle.. Ümitlerin bittiği yerde abdest al ve sabahı bekle..'' 


Affa, kurtuluşa, huzura, Nur'lu günlere dair ümitlerimizin Bakî olması duasıyla.

        

        

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder