Bize Güneş'e beş kala karanlğını aşabilecek bir dua, bir kelam gerek.
17 Haziran 2016 Cuma
İhtilal
Şu an bir yerdeyiz. Neresi olduğu çok önemli değil ama gerçekten hatrımıza geldiğinde bile şöyle bir iç çekip hafiften tebessüm edebildiğimiz bir yer. Belki sevdiklerinizin çoğunun buluştuğu bir akşam yemeğinde, belki bir lise sırasında, belki bir dostun omzunda.. Ama anladınız gerçekten kıymetli bir yer.
O huzuru soluduğunuz yerde ansızın sol yanınızda ihtilal başlıyor. Böyle sizin zerre haberiniz olmadan çıkan ve sizin izniniz olmadan ellerinizi, zihninizi, bakışlarınızın netliğini, kulaklarınızı, dudaklarınızı kilitleyiveren bir ihtilal. "Yeri mi şimdi?" "Hayır hayır vakti değil, sakın yapma bunu!" demek istiyorsunuz ama boğazınızda düğümleniyor, içinizde bir şeyler lisanı haliyle üzgünüm ama şu an seni dinleyemeyiz diyor. Onlarca yüzlerce insan, uçuşan gülümsemeler olsa da siz soluklaşıyorsunuz git gide, kalan son konrolünüzle en azından diğerleri farketmesin diye tebessüm etmeme izin ver bari diyorsunuz, dinlemiyor bile otorite. Elleriniz soğmaya başlıyor, ayaklarınızın kanı çekiliyor. Evet başta en huzur bulduğumuz yerdeydik ben de hatırlıyorum ama işte bazen nerede, kimlerle olduğumuz ansızın anlamını yitiriveriyor. İçimizden bir yerlerin baskısıyla da olsa o an merkez içimizin ortası, o an başıma okşayacağımız kişi kendimiz oluveriyoruz. A'nın B'nin değil kendi merhametimize ve kendimizi usulca O'nun ellerine bırakmamıza ihtiyacımız oluyor.
En mutlu anlarında saniyelik de olsa gözleri bir yerlere takılıp kalan ve sizin seslenmenizle irkilip hafif bir afallayışla kendini toparlayıp tebessüm etmeye çalışan insanlar gördünüz mü hiç? Çok dertleri olduğundan değil, çok üzgün olduklarından değil, o an bir şeyin onları alıp götürdüğünden, belki de dünyada olduklarından.. Neyse bu başka mevzu.
Bazen kendimi akışına bırakırım tuttuğum tüm iplerle birlikte. Belki küçüklükten beri duyduğumuz suyun aktıkça durulacağına olan inancımızdan, belki o anlarda kendime dokunmaya cesaretim olmadığından. Bırakırım öylece, boğazımdan selamsız giriş yapan karıncalar soluk borumdan yavaş yavaş aşağı doğru ilerlerler. Her adımlarını hissederim. Benim için ilk paragrafta bahsettiğim o anların startıdır o karıncaların girişi. Öyle beş onca karınca değil, toplanıp cümbür cemaat gelirler bi geldiklerinde.
Aşağı doğru inip kalbimle nefes borum arasında bir yerlerde dolanmaya başlarlar karıncalar, en çok o anlarda canım yanar. Muhakkak karınca yuvası görmüşsünüzdür, hızlarına bakışlarınızın yetişmediği binlerce karıncayı hayretle takip etmeye çalışmışsınızdır. İşte kalbimle nefes borum arasında aynen öyle koşturmaya başlarlar. Yuva yapacakmış da buldukları her şeyi oraya taşımaya çalışıyorlarmış gibi. Soyut şeyleri, özellikle de acı gibi sevgi gibi hissettiğimiz şeyleri anlatmak zordur. Hissedebildiklerimizi karşıdakine tam olarak anlatabileceğimiz bir şey çıkarsalar en çok bu hissi anlatabilmeyi isterdim sanırım. Beni en kıvrandıran, olduğum yerden koparıp götüren bu hissi.. Kalp gıdıklanmasıyla sızlaması arası bir şey, böyle soluğu yarım aldıran, yeri de belli dokunduğumda somut bir ağrı vardır. Sevdiğin biri bir yerlerde düşüp kalmış da haberin yokmuş gibi bir his. Bu hissi diğerlerinden ayıransa nedenini hiçbir zaman tam olarak bilmeyişim oluyor. Belki de birikmiş tüm sızılarımın ansızın bir ihtilalle çıkışı.. Karıncaların her adımı bu hissimi daha da arttırır, kusmak isterim tüm karıncaları kusa kusa bu histen arınmak..
Kusmak, inanın sandığımız kadar iğrenç bir şey değil. Kötülükleri çiçeğe değse soldurup öylece bırakacak insanları görmek, duymak hatta tanımak kusabilmenin bize bahşedilmesine şükretmeme vesile oldu. Mesela İsrail'e dair malumatı olan biri kusmayı iğrenç bulmamalı bence, veyahut da çocukların iki kolu beşiğe bağlı görüntüsünü gören biri.. Kustum, hatırladıkça kustum. Zaman geldi bir çocuğun bakışlarına bombalarla düşmüş donmuşluklara vesile olanlara olan öfkemle kustum, zaman geldi birilerinin gönlünü yangın yeri yapıp kaybolup gidenlere olan öfkemi kustum, zaman geldi yüzüne tek kelam etmeye tenezzül etmeyeceklerim hatrıma geldi, kustum. Kusmasaydım inanın o karıncalar nefesimi kesip beni oracıkta gözüm bir yere takılı bırakabilirlerdi. O gün anladım kusmak da rahmetti..
Nereden çıktı şimdi bunlar? Aslına bakarsan günlerdir bugün okuyunca içimize bahar kokuları yayacak şeyler yazmayı planlıyordum. Böyle en sevdiklerinle yaptığın yolculukta oradaki herkesin ortak sevdiği parça çalarken tebessümle kafanı cama yaslarsın ya, işte o an hissedilenler misali şeyler hissettirecek bir yazı olsun istiyordum. Olmadı, öyle her istediğimiz her istediğimiz vakit olmuyor değil mi ama. :) Çok şükür olmuyor.
Olana, olmayana, sızıya, huzura, inşiraha, çocuklara, güneşe, ateşe, dualara ve karıncalara çokça şükürle. :)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder