Ayıp değil sızılı sokaklardan geçmek, ayıp değil ömür sokaklarımızın bazılarında içi bolundan acı dolu çığlıklar bırakmak. Ayıp değil bazı sokaklara bıraktığımız günahları yaşlarımızla yıkamış olmak. Ama ayıp sonrasında canımızı okuyacağını bildiğimiz engellere tekrar takılmak.. Ama ayıp içinden hayır ve güzellik namına şeyler çıkmayacağını bildiğimiz yollara bilerek tekrar sapmak. Ama ayıp yemyeşil yollar biliyorken ayaklarımızı kanatacak taşlarla dolu yollara girmek.
Sakın dedi kız, sakın. En çok kendine, en çok tanımadan kendi bildiğine. Feribotun içinde martılara simit atıp deniz havası ala ala tebessümle geçileceğimiz yolları sakın yüzerek geçmeye kalkmayalım dedi. Dedi çünkü biliyordu yüzmeye kalksalar takatlerinin yetmeyeceğini ve denizin ortasında kalıvereceklerini. Çünkü biliyordu yüzmeye kalksalar boğulmak üzereyken can havliyle yüksek ihtimalle farklı gemilere çıkıp birbirlerini kaybediceklerini.. Sakın dedi kız çünkü tebessümlerine ve yolculuklarına sağ yanlarında taşıdıkları melekler "eşhedü" desin istedi. Çünkü duası varacakları yere kadar değil ebedi saadeti yaşarken de yoldaş olabilmekti.. Bunlar olmayacaksa hiç yanaşmayalım denize diye dua dua el açtı kız, yolun ortasında birbirini yorgun bırakmaktansa arkadan edilen dualar daha mümine yaraşırdı çünkü. Kime dedi bilmedi ama demesi gerektiğini, yazması gerektiğini bildi.
Yol bin olsa da sonu O. Yoldaş olabilecek bin olsa da yola birlikte çıkaracaklarını seçen O. Duanın en çok yakıştığıysa biz. Dua ile..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder