29 Mayıs 2016 Pazar

Nâmümkün



Bu ara şükür ki blog ziyaretçilerim önceki vakitlere göre biraz daha fazla. Ziyaretçi arttığında ister istemez blog yazarının bloguna gösterdiği titizlik de artıyor. Kalemi pek dönmese bile insan güzel ağırlamak istiyor. Ziyaretçilerime her zaman aynı şeyleri okutmak olmaz diyip taslağımda nelerin olduğuna bakarken ne zaman yazdığımı net hatırlayamadığım ama yıllar öncesine ait olan bir yazıyla karşılaştım. Neden yazmıştım, nasıl bir ruh halindeymişim ve içinde gizlenen hikmet ne henüz tam olarak çözebilmiş değilim. Tahminlerim yok değil ama okuyanı etkilemesin diye yazmayacağım. Farklı olmuş biraz, şimdiki halimle de biraz paralel olmuş. Öyleyse yayınla bakalım dedim kendime. "Sana açılamayan pencereler belki başkalarına açılır ve ihtiyaçları olan şeyleri görmelerine vesile olabilir" diyerek yayınlamaya karar verdim. Henüz virgülden sonrası gelemedi ama o vakte kadar dua ile. :)

---

-Şimdi napacaksın?
  -Şimdi napacağım?
-Bir suyun başındasın dönüşü nâmümkün. 

 Bu su ki diğer suların aksine içinde ateş yanar, bu su ki dışardan berrak görünüp içinde kaynar. Eğer ki suyu yüzerek geçersen yüreğinin derisi soyulmakla kalmaz yüreğinin çekirdeği kavrulur. Evet yanar en derinin yanmasına ama yanıp da kül olmaz çünkü kül olmak anka olup da küllerinden doğmadıkça bir sona varmaktır ancak bu denizde yüzmeye talip olmak 'sonsuzluğa' kulaç almaktır. Her kulacında acının daha ötesi olmaz sanacaksın ama ardındaki kulacında farkedeceksin Ötelerin Rabbine her vakit daha da öteyi yapmanın yalnız 'kün' kadar kolay olduğunu. Mevla'nın Kudreti göze içi güzellik dolu ikramlarla görünmez her vakit, bazen yaka yaka gösterir Mevla kudretini. "Ya Kahhar" yalnız kötülüklerde olan bir esma olsa ölümle de anılır mıydı hiç? Demek ki yakmak da oldurur bazen. 

Ne demiştik, ateşte yana yana ilerleyeceksin. İlerleyişinin her anı içinde derisi alevden bir kurdu da ilerletecek, o kurt ki tüm kurtların aksine en tatlı yerlerde değil de en kararmış yerlerine yerleşecek ve nursuz kalmış her uzvunu ateşle kavuracak. O kavuracak ki olacaksın, kavurdukça ateşi suya çevirenin kudretiyle karalar ak olacak, karalar yeşil... 

Denizin ortasına geldiğinde hiçbir yanında kara göremeyeceksin ve asıl imtihan o vakit başlayacak. Durmak daha da acıtacak, en kuytu yerlerine bile sızacak damlalar, en kuytu yerlerini bile ateş alacak, en kuytu yerlerinde bile kurtlar dolanacak. Orda iki yol çıkacak önüne: İlki kulaç atmayı bırakmak ve Sonsuz' un Rabbine sığınıp '' Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi'l-hayr '' nidalarıyla yoluna devam etmek. 


Sen gözlerine kızılın hakim olduğu, unutma: Bir suyun başındasın, dönüşü nâmümkün.

-Peki ya diğer yol?

... "

Burada kalmış yazı. Bitmiş mi yarım mı kalmış bilemiyorum. Muhtemelen yarım kalmadı bitti. Belki de ilk yolun üzerine "Diğer yol" sorusunu sormak en büyük yanlıştı ve kırdı kalemi. Hayrolsun inşAllah diyelim o vakit.




26 Mayıs 2016 Perşembe

Sonu Virgüllü Yazı



        Kaç gündür bir şeyler yazacağım. Yazacağım yazmasına da cümleleri nasıl aynı çizgi üzerinde buluşturacağımı düşünmekteyim. Daha önce çok kere kendi kafamın karışıklığından dolayı cümlelerimi toparlamakta zorlandım ama şu an da gariptir ki kafam gayet netken cümlelerimi nasıl toparlayacağımı düşünüyorum. Belki de ilk kez kendimin haricinde birilerinin kafasının karışıklığından ötürü kendi cümlelerimi toparlayamıyorum. Hangisi daha zor? İkisi de kendine göre zor ama bu biraz daha garip ve hafifçe de hüsranlı.

       Ne istiyoruz? Ne bekliyoruz? Yürüdüğümüz yollar nereye çıksın duasında ilerliyoruz? Varmak istediğimiz yer tuttuğumuz yolla birbirine bağlanıyor mu? Bu ara dilimden hiç düşmeyen bir cümle var: ''Ne ararsan onu bulursun''. Gülerek de söylüyorum bu cümleyi gözlerim hafif nemliyken de. Bıkmadan söylüyorum, bazı söyleyişlerimde içimden gökyüzüne kuşlar uçuşuyor bazı söyleyişlerimdeyse içimde bir şeyler sızlıyor ama hepsine yüzümdeki hafif tebessüm eşlik ediyor. Sokaklara düşüp tanıdığım tanımadığım her insanın gözlerinin içine bakıp gülümseyerek ''Ne ararsan onu bulursun.'' demek istiyorum. Çok ilgiyle bakıp gözleriyle hadi lütfen bir cümle daha diyenlereyse bir adım ileri gidip ''Nerede ararsan oradan bulursun'' diyip kaybolmak istiyorum.

       Bu bir yolculuk, yolculukların en hakikisi. Belki de tüm yolculuklar şu yolculuğumuzu bir nebze olsun daha iyi idrak edebilelim diye. Tüm hasretler, tüm özlemler, tüm vuslatlar  onlardan sıyrılıp da hakikisine daha sıkı tutunabilelim diye. Yolculukta şükür ki her an uzanabileceğini vaadeden Bir'in sigortası altındayız. Yürüyoruz, ayaklarımızın altı su toplaya toplaya da olsa pes etmeyip yürüyoruz. Ayaklarımızın su toplayışı, çizilişi, nasır tutuşu emeğimize mi yanlışımıza mı şahitlik edecek seçe seçe yürüyoruz. Her adımızda ayrı bir hikaye yazılıyor. Her yazı ayrı bir adımın kalemden dökülmüş hali desek yalan olmaz sanırım.

      Bir derdim var aslına bakarsanız, cümlelerimin dört bir yandan kıvranışı ondan. Gönülden geçenin kalemden dökülüp dökülmemesi de nasip değil mi? Bugün nasip değilmiş demek ki. Bir yazım da bu kıvranışın kalemin nasıl nefesini kesebildiğini göstersin diye taslağa atıp bekletmek yerine yayınlamayı tercih ediyorum. Sonuna nokta değil virgül koyalım o vakit. Bu adım henüz tam atılamamış olsa gerek ki hikayesi tam yazılamadı. İçim günlerdir zihnimde dönenleri mayalayamamış olacak ki bir yerde ''dur'' dedi. Bakalım ne zaman nasip olacak. O vakte kadar ''dua ile'',

20 Mayıs 2016 Cuma

İlerliyoruz




İlerliyoruz. Soluk alıp verdiğimiz her an bir adım daha atıyoruz. Dar sokaklardan, yüksek duvarlardan, kavşaklardan, yemyeşil bahçelerden, savaş meydanlarından, çöllerden, okyanuslardan geçe geçe ilerliyoruz. Her geçtiğimiz yerden bir koku, bir ses, bir his kalıyor geriye. Bazılarından çocuk kahkahaları düşerken payımıza bazılarından yalnız sızı düşüyor. "Yolun devamında bunu taşıyamayacağımdan yüklenemem kusura bakmayın." diyemiyoruz. Yaşanan her şey konduruluyor içimize, bizimle oluyor biz oluveriyor.

Ayıp değil sızılı sokaklardan geçmek, ayıp değil ömür sokaklarımızın bazılarında içi bolundan acı dolu çığlıklar bırakmak. Ayıp değil bazı sokaklara bıraktığımız günahları yaşlarımızla yıkamış olmak. Ama ayıp sonrasında canımızı okuyacağını bildiğimiz engellere tekrar takılmak.. Ama ayıp içinden hayır ve güzellik namına şeyler çıkmayacağını bildiğimiz yollara bilerek tekrar sapmak. Ama ayıp yemyeşil yollar biliyorken ayaklarımızı kanatacak taşlarla dolu yollara girmek.

Sakın dedi kız, sakın. En çok kendine, en çok tanımadan kendi bildiğine. Feribotun içinde martılara simit atıp deniz havası ala ala tebessümle geçileceğimiz yolları sakın yüzerek geçmeye kalkmayalım dedi. Dedi çünkü biliyordu yüzmeye kalksalar takatlerinin yetmeyeceğini ve denizin ortasında kalıvereceklerini. Çünkü biliyordu yüzmeye kalksalar boğulmak üzereyken can havliyle yüksek ihtimalle farklı gemilere çıkıp birbirlerini kaybediceklerini.. Sakın dedi kız çünkü tebessümlerine ve yolculuklarına sağ yanlarında taşıdıkları melekler "eşhedü" desin istedi. Çünkü duası varacakları yere kadar değil ebedi saadeti yaşarken de yoldaş olabilmekti.. Bunlar olmayacaksa hiç yanaşmayalım denize diye dua dua el açtı kız, yolun ortasında birbirini yorgun bırakmaktansa arkadan edilen dualar daha mümine yaraşırdı çünkü. Kime dedi bilmedi ama demesi gerektiğini, yazması gerektiğini bildi.

Yol bin olsa da sonu O. Yoldaş olabilecek bin olsa da yola birlikte çıkaracaklarını seçen O. Duanın en çok yakıştığıysa biz. Dua ile..