28 Temmuz 2015 Salı

Bir Köy Sabahı







23.07.2015 Perşembe

sonludan sonsuza, gölgeden hakikate doğru bir tünelde


Güzel de tükeniyor çirkin de, farkı damakta bıraktığı tat oluyor. Dünya denen 'son'lu diyarda alışkın olduğumuz üzre bir güzelliğin daha sonuna geliyoruz. Köy; herbişeyin özününün, en içlisinin olduğu yer. İnsanın, kedinin, ağacın, çiçeğin hatta tencerenin bile ayrı olduğu. İnsanın nefes aldığında Hakikatli soluğun ne olduğunu içine çeke çeke farkettiği, bir meyvenin günden güne büyümesini izlerken ''eşhedü'' nün dilden kalbe indiği yer. Biz şehrin metal kokusuna alışmışların bir günden sonra bünyesine dokunmaya başlayan yer. Bir süredir orda aldığım her soluk için ayrı şükretsem yerinde olacak günler geçirdim.

Buraya gelirken alemimde kimi zaman koşturup kimi zaman adım atmaya takat bulamadan kervanımı arıyordum. Kaybetmiştim, daha bu yaşımda kaybetmiştim. Yenilmiştim, kimi yenilgilerime "ne güzeldi ama" diye diye. Gönlüm yüklenmişti, taşır mıyım taşıyamaz mıyım diye düşünmeden. Kimisi okyanuslarda boğulmazken göle varmayan suyumda kaybolmuştum. Böyle anlattığıma bakmayın. Yemeye, içmeye, gülmeye, hayal kurmaya devam ediyordum yastığa başımı koyduğumda susmak bilmeyen uğultular eşliğinde de olsa.

Bir köy sabahının şifama vesile olacağı umuduyla şehrin taş duvarları arasında sağa sola çarpa çarpa yaşamaya çalışıyordum. Hastalığımın vesilesi fazla metal kokusu çekmekti farkındaydım. Duayla beklediğim bir köy sabahına uyanabildim sonunda. Aylar sonra bir sabah laf olsun diye değil de gerçekten uyanabildim. Düğümlerim tek tek çözülüyordu sanki, dolandığım ipleri tek tek sarıp kenara koyuyordum.

Yaralarıma pansuman yapıyordu su sesi, yağmurla inen melekler tebessüm ediyordu. Yeşil, yeşili soludum günlerdir ve şükür ki iyileşmeye başladım. Kervanımı ararken kervanımı kendimin toplamasını öneren olmuştu. Kafasını sağa sola çarpan bir kelebeğe kelebeklerin önüne düş desen ne der? Ben de o kelebek gibi çırpınırken en az o kelebek kadar şaşırmıştım bu teklife ama vazgeçmedim. Dünyanın kimi yerlerinden yana kırgın ve kayıptım ama inançlı bir inşAllah diyebildim şükür ki. Ne zaman toplanırdı bilmiyorum ama Allah "ol" dedi mi olmayacak yoktu. "Kun" dedi Mevla ve şükür ki bir köy sabahında sakinleşti çölüm, durdu fırtına ve  usul usul düştüm yola.

Sarsıntılarım durdu şükür ki. Birazı köy sabahlarına uyandığımda, birazı Uzungölde Arap bir kardeşin selamında, birazı yayla çimenlerinde koşarken, birazı 90 yaşında çalışmaktan vazgeçmeyen karadenizli teyzenin kucağında, birazı şükürlü büyük anneannemin dualarında toplandı. Hepsiyle biraz daha temizlendi içim, biraz daha geçti metal tadı.

Çokça kişi demiştir ama ben de diyeceğim, vazgeçmeden hem de. Duvarlar tüketiyor bizi arkadaşlar, arabalar her gün kalbimizin üzerinden geçiyor, koşturan insanlar her gün kafamızda tepiniyor ve biz ne yazık ki bunu isteye isteye tercih ediyoruz. Çömelerek yıkadığım bir bulaşıkta geçirdiğim dakikalara inanın şehrin hiçbir makinesini değişmem. Ancak muhtemelen biraz daha kalsaydık şehrin duvarlarından kaptığım hastalık bir müddet sonra kafama saplanıp ''haydi'' diye beni dürtmeye başlardı. Neyse, beni çağırıyorlar valizler toplandı köyden Trabzon'a doğru yola çıkacağız, şükürle ve duayla.


6 Temmuz 2015 Pazartesi

Kervanlarla Gitseydik




Yine yazamadım, kaçıncı yine yazamadım diye başlayan yazım bilmiyorum. Yine sondan başlıyorum. Bir süredir adımlamadan sonuna geliverdiğim bir yolun ters istikametinde başa doğru ilerlediğimi hissediyorum. İnsanlarla çarpışıyoruz, özür diliyorum onlar da mazur görüyorlar sağolsunlar. Onlar her ne kadar anlayışla karşılasalar da bu çarpışmalarda başıma aldığım darbeler zaman zaman beni kıvrandırıyor . Aynı yerleri kaç kere çarptım bilmiyorum ama en azından bu sefer çarptığım yerden genelde kan yerine gül akıyor. Belki de insanlar bundan kızmıyordur kim bilir. Sonuç olarak nasıl baktığımız mühim değil mi? 

Neden yolların sonuna bu kadar çabuk gelmek isteriz? Oysa konuştuklarımız, anlattıklarımız, biriktirdiklerimiz hem yoldakiler değil midir? Uçaklar, bize zamanımızı bağışlayan (!) uçaklar biraz da yolculukta biriktirdiklerimizi çalmıştır aslına bakarsanız. Şimdi kervanlarla varmaktaki 'varmak'la uçarak varmaktaki 'varmak' aynı mıdır? Hangisinde bir yoldaşın kelamıyla yeniden kendimizi bulma ihtimalimiz daha yüksektir? Kervanlarla gitseydik böyle olmazdık belki de. 

Kervanlarla gitseydik adımlamadığımız yolları geçtik saymazdık belki de.
Kervanlarla gitseydik yoldaş olmayı lafta değil yolda bilirdik belki de. 
Kervanlarla gitseydik daha kıymetli bakmayı bilirdik belki de yanından geçip gittiklerimize. Kervanlarla gitseydik yanında geceyi geçireceğimiz bir su bulduğumuzda ettiğimiz şükürle cennete varırdık belki de.
Kervanlarla gitseydik bir yaprağın dilini çözer yoldaşın sadece insan olmayacağını bilirdik belki de.
Kervanlarla gitseydik sessizliğin içindeki hikmeti gönlümüzle duyardık belki de.
Kervanlarla gitseydik teslim olmayı develerimiz bizden öğrenirdi belki de.
Kervanlarla gitseydik içimizin kaybettiğimiz haritası bize ayan olurdu belki de. 
Kervanlarla gitseydik Hakikatli özlemenin ateşiyle pişmeyi Güneş'ten öğrenirdik belki de.
Kervanlarla gitseydik içlendiğimiz yanlarımız ayın altında geçen bir geceyle şifa bulurdu belki de.
Kervanlarla gitseydik...

Kervanımın yanından uçarak geçip kaybetmiş olabilirim, bulduğumda yanlarında güzel bir uyku çekeceğim. Uyandığımda ''haydi'' sözüyle yoldaşımın elimden tutması duasıyla.