
Bazı vakitler insan ne yana dönse farketmeden kendini aynı şeyi gönlünden geçirirken buluyor. Benim de uzun zamandır ne yanıma dönsem rastladığım bir istek var: Sırtıma küçük bir çanta alıp Yunus vari dergah gezip yolda gördüğüm herkese karşı sükût orucu tutup yalnız "Ne ararsan onu bulursun" diye diye yürüme isteği. At sırtında da değil bayağa bayağa yürüye yürüye, ayaklarımın altında toplayan su adımlarıma şahitlik etsin diye dua ede ede yürüme isteği.
Haydi diyorum açılsa yollar, alsan çantanı. Cümle oradan sonra o kadar kolay devam edemiyor, bir duruyorum genelde de yutkunuyorum. Annem diyorum, o kızının yolunun sonunun Hakk'a çıktığına emin olursa O'na emanet edip bir şekilde razı olur diye düşünüp "alsan çantanı"dan tekrar bir heyecanla devam etmeye çalışıyorum cümleye. Sonra ardı sıra şu şehirde yalnız O'nun için tanıştığımız kardeşlerimle bu şehirde başlayıp sonsuza varması duasında olduğumuz hayallerimiz, dualarımız geliyor gözümün önüne. "Karınca" diye mırıldarken buluyorum kendimi sonra "Ümmetin gençleri" diye ardı sıra bir ses geliyor. "Birlik" diye bir ses işitiyorum sonra ardından "çocuklar". Peş peşe olmaz sanarken Allah'ın inayetiyle oluveren hayırlı işler geçiyor gözümün önünden, gözüm nemlenerek tebessüm ederken buluyorum kendimi.
Yalnız hayır ve güzelliğe dair değil bu şehirdeki izlerim: Hatalarım, düşüşlerim, incinmelerim, gençliğimin ilk yıllarında Amine olmayı öğrenmeye çalışırken kul olmaya yolundaki imtihanlarım. Aşabildiklerim, tökezlediklerim... Kurduğum hayallerden ansızın gelen bir müjdeyle içine düşürüldüklerim, geri Allah'a teslim ettiklerim. En sevdiklerimin, en yakınlarımın O'na karşı teslim olmaya çalışıp tek "ah" etmeden sağlıklarıyla imtihan oluşlarıyla imtihan oluşlarım. Sonra en masum hallerim, en tatlı çocuklukla gençlik arası heyecanlarım. Zaman gelip alışveriş yaptığım dükkanlarda zaman gelip sokaklarda zaman gelip programlarda tanıştığım birçok güzel insan. Başını okşadığım kediler, dua istediğim kuşlar, fırsat bulduğumuz aralarda sohbet ettiğim diğer hayvanlar... Velhasıl Hz. Amine'nin Amine olduğu yaşta biriktirdiklerim, hepsi bu şehirde.
Bu şehirden gitmek istediğim her an bu şehirden çokça ötelerde yaşıyormuş gibi hissettiğim ruhumu buralara sımsıkı bağlayan bir şeyler olduğunu farkediyorum. Her seferinde yeniden farkında olmadan bu şehirde kök salacakmışcasına güzel insan, dua ve umut biriktirdiğimi farkedip şükrediyorum.
Mekke'den hüzünle çıkardığı peygamberini fetihle müjdeleyerek tekrar kutlu şehre sokan O. Köle olarak girdirdiği memlekete peygamberini sultan yapan O. Çölün ortasında yavrucağıyla yapayalnızken yalnız Rabbine teslim olup bunun O'nun emri olduğunu duyduğu andan itibaren "Öyleyse Allah bizi zayi etmez" diyen Hz Hacer'in hüzünle ama tam teslimiyetle girdiği şehri şenlendirip müminlere asırlardır akın akın orayı ziyaret ettiren O. Çünkü O "Fettah", çünkü biz yalnızca kapıları çalan. Çünkü biz her an hakikatlice teslim olup olmamasıyla imtihan olan.
Muhtemelen tüm ömrümü bu şehirde geçirmeyeceğim ama bir gün uzaklara gidersem gittiğim yerdekilere denilenin aksine bu şehrin kesinlikle kara olmadığını anlatacağım. Evet kasveti var, evet tedirginliği var, evet inşirah için kaçabileceğiniz çok mekanı yok kabul ama şehri anlamlı yapanın gönlünüzün değdiği insanların güzelliği olduğunu en iyi farkedebileceğiniz şehirlerden biri diyeceğim.
İlerisi ne olur bilinmeyen ama an itibariyle hâlâ içinden çıkılamamış olan bir Ankara gecesinden şükürle, hayatıma giren herkese teşekkürle ve duayla.
“Rabbim! Gireceğim yere doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. Çıkacağım yerden de beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” İsra Suresi / 80
"Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri de yükleme, bizi affet, bizi bağışla, bize acı, sen bizim Mevlamızsın. Kafirlere karşı bize yardım et!" Bakara Suresi / 286