17 Temmuz 2014 Perşembe

Yeşilimsi Gün




     

Tebessümün ve sızının hakikisinin iç içe olduğu dünyaya atılan ilk adıma dair

     
     Her anını harf harf yazmak istediğim, hatrıma gelen her noktasında tebessümüme vesile olan bir gün geçirmemi nasip eden Mevla' ya şükürle başlamam gerek sanırım. Çok şükür, sonsuz şükür.. İnsan bazı günler Allah' ın her şeyi kaydettirdiğine ayrı şükrediyor, o günü cennette oturup da tebessümle izlemeyi ayrı umuyor. 16.07.2014, eğer ki cennete gitmem nasip olursa bugünü izlemeyi bol isteyeceğim gibi. :) Neden mi? Nedenmiş bakalım.

     
       Onüç ondört yaşlarındaydım Bingöl' de Çocuk Esirgeme Kurumu'na ziyarete gitmiştik. Ortamı yurttan öte ev gibiydi, ilk ziyaretimdi sadece izliyordum. Bir çocuğun yatağının  başında '' annem '' yazıyordu bir diğerinin yatağının başında annesi olduğunu düşündüğüm bir hanımla bir sürü fotoğrafları vardı. O gün geçti geçmesine ama kafamın bir yerinde öylece kaldı. Ne zaman bir yetim görsem, ne zaman gözü buğulu bir öksüz görsem o yazılar ve fotoğraflar kafamın ve gönlümün ortasına öylece iniverdiler. Sonra her geçen yıl biraz daha kurumlarda yaşayan çocukların yakınında olmak istedim. Hiçbir şey yapamasam bile oturup birlikte ağlamalıydık sanki, el ele tutuşmalıydık öylece uyumalıydık belki de. Tam olarak ne yapacağımı bilmesem de tek bildiğim yanlarına bir şekilde ulaşmalıydım, sizlerleyim diyebilmeliydim. Öyle bir yerden girmeliydim ki yanlarına sanki hep birlikteymişiz gibi ısınmalıydık birbirimize..


       Üniversite sınavına hazırlanırken bir yakınımız vesilesiyle kurumdaki bahar şenliklerine katıldık. İkince kez yanlarına ulaşabilmiştim gayet önemli bir gündü benim için. Tüm minikler daha selamlaşmadan elimi sımsıkı tutuyorlardı, sanki bir anda kaybolup gidecekmişim de onu önlemek için yapıyorlarmış gibi.. Oradan ayrılırken arkamızdan '' abla gitmeyin '' diye ağlayan güzellerimiz zerrelerime işledi. Önceki annem yazısı ve fotoğraflardan sonra bu da gelince o gün çok daha iyi anladım her gün yakınından geçtiğimiz duvarların ardında ölme tehlikesini açlıktan değil de sevgisizlikten geçiren insanların olduğunu. Hangimizin kalbi yoktu? Hangimiz tebessüm etmeyi bilmiyorduk? Bizden istedikleri yalnızca o kalbin içine kondurulmuş sevgiyi, şefkati, muhabbeti tebessümle onlara hissettirmemizdi.. Bizden istedikleri yalnızca güvenle ellerinden tutmamızdı. Bizden istedikleri terkedilmenin onların ömrü olmayacağını başlarını omzumuza koyduklarında onlara hissettirebilmemizdi. Farketmeden bunu onlardan esirgiyorduk, israf ediyorduk Allah' ın içimize kondurduğu şefkati, merhameti..

       Sonrasında dönüp dolaşıp dışardan bakıldığında yenilgi sanılan ama benim için şunca yıllık ömrümdeki en isabetli duam ve kararım diyebileceğim tercihi yapıp psikoloji okumaya karar verdim. Psikoloji sanki yol olup onlara açılacaktı.. Nereyi tercih edeceğim diye üniversite bakarken de, tercihlerimi bilgisayara girerken de tercih sonuçlarımı gördüğümde de okuluma ilk adımı attığımda da sanki her yanımda çocuk tebessümleri vardı Böyle her aşamaya onların tertemiz minicik elleri dokunuveriyor ve en zor aşamalar bile bu vesileyle aşılıveriyor gibiydi. Sanki karşıma yüzlerce çocuk geçmiş tebessümle ellerini uzatıyolar ve hadi abla gel artık diyorlar gibi geliyordu. O an anlıyordum çok şükür kelimesinin şükrü karşılamaya ne kadar da kifayetsiz kaldığını.. Hani böyle bazen Allah' ım şimdi ben nasıl şükredeyim der ya insan, böyle sol yanına biriken elhamdulillahların kelime olarak karşılığı yoktur ya işte tam olarak öyle. Sonsuz şükür, Kudretine şükür, şerrinden çıkardığı hayırlarına şükür, en umutsuz anda çıkarıverdiği hayır dolu güzellik dolu yollarına şükür, umut vesilesi olmaya attırdığı adımlara şükür..

      Düne kadar olan aşamayı özetlediğimize göre artık dünün mühimliğine geçebiliriz. :) Dün yani 16.07.2014 Çarşamba günü şükür ki Allah yavrularımın yanına ilk adımımı atmamı nasip etti.. Yıllarca hiç görmediğim yalnız gülüşleri gülüşlerime karışan müniklerime kavuşturdu beni Mevlam. Sabah telefonun ucundaki abi '' Sizin pdr uzmanımız Pınar hanımla birlikte çocuklarımızla ilgilenmenize karar verdik '' cümlesini duymamın ardından dünyanın gözümdeki yeri, geleceğe olan bakışım hepsi birden değişiverdi sanki. Böyle yemyeşil oldu her yer.. Aradaki mesafe uzaktı evet de sevene yol mu dayanırdı? Koşmak isteyene dağ, taş mı dayanırdı? Hazırlanıp çıkıverdim dualarla, sonsuzluktaki tüm hayırları tüm umutları onların ihtiyacı olan her neyse Mevlanın kalbime biriktirmesi dualarıyla çıkıverdim.


     Şükür ki kapının önüne gelmiştim. Kırmızı yüksek o kapı ' ben senin kabul olmuş duanım hoşgeldin küçük kız, dikkatli ol ve yalnızca sev çok sev. '' der gibi bakıyordu bana. Ona bir söz vermeliydim geçmeden önce, altından geçmeden dünyadan gönlüme bulaşmış, dilime bulaşmış kararmış kokuşmuş kirlenmiş ne varsa oracıkta bırakmalıydım içeri yalnız hayırla, umutla, tebessümlerle girmeliydim.. Hiçbir miniğimin yüreğine besmelesiz dokunmamalıydım, sevmeliydim Allah için Vedüd ismine sığına sığına çok sevmeliydim.

     Kapıyla olan hasbihalimiz bitip de içeri girmem ve bir miniğimin koşarak ' abla ' diye boynuma atlaması... Allah' ım bu nasıl şeydi böyle? İnsan nasıl birine her zerresine sevgi taneleri kondura kondura sarılabilirdi? İnsan nasıl birine sarılırken onu gönlüne alıp da oracıktan hiiiç çıkarmak istemeyebilirdi? Annem, annem bundan mı ayağıma taş değse benden önce hissedebiliyordu? Sevgi buydu.. Sevmek buydu.. Vuslat buydu.. Yıllar önce görüp de yüreklerine dokunamadığım miniklerim kollarımın arasına konduruluvermişti. Dua şükür ki bahşedilmiş ve imtihan başlamıştı.. Onlar benim bundan böyle sonsuz güzelliğimin vesilesi olması duasında olacağım cennet güllerim, menekşelerim, yaseminlerimdi.. Abla diyen miniğim iki oluverdi birden ve kırk yıldır birlikteymişiz gibi sorular sormaya başladılar. Hayır hayır burada ağlamak yoktu Allah' ın izniyle bol bol gülecektik birlikte, bol bol hayrı umarak tebessüm edecektik.. Onların el sallayıp görüşürüz abla sözleri arasında ilerledim, kırgınlıklar mı? Kızgınlıklar mı? Onlar da neydi? Dünya yemyeşil oluvermişti şükür ki.. :)


     Kartımı alıp söylenen yere doğru ilerledim birazdan işiteceklerimden habersiz. Müniklerim ilahi söylüyordu o naif sesleriyle hem de '' babasıdır Abdullah annesidir Âmine '' diyorlardı.. Allah' ım seni çok seviyorum diye bağırsam sanki dünya sarsılacaktı o an, bu nasıl güzellikti böyle.. Amine O' nun annesiydi, Amine alemlerin Rabbine şu dünyada en şefkatle bakan kadınlardandı.. Amine isminin hakkı şefkat kahramanı olunursa verilirdi, Amine olmak demek anne olabilmekti.. Sırtıma çok daha büyük bir yük yüklenmişti ancak yükleyene sonsuz şükür, işittirene sonsuz...

       İlahi eşliğinde gideceğim yere varmıştım, pek sevimli iki hocamız karşıladı beni bir de ' Onur '. :) Onur on yaşındaydı ve ismini öğrendiğim ilk miniğimdi, ismini söyleyip elini uzatan ismimi söylemekte zorlanan ilk miniğim.. Artık burada onlarla resimler yapacak, hikayeler okuyacak ama en önemlisi bol bol tebessüm edecektik inşAllah. Onur' un ardından Muhammed, Muzeffer, Mert derken art arda miniklerim gelmeye başladı ve tek tek tanışmaya başlamıştık. Her minikle gönlüme sonsuzluktan gelen muhabbet doluyordu sanki, her yeni minik yepyeni bir dünyaya atılan adımdı. Benden ilk şeyi Onur istedi. İsteği ilk imtihanımdı.. O güzel bakışıyla '' Anneme mektup yazalım mı? '' dedi.. Onur  anneciğine içi kalplerle dolu bir mektup yazdı.

 '' Ülkü anneciğim seni çok seviyorum sen bize çok iyi bakıyorsun teşekkür ederim seni çok seviyorum. ''

...


     O gün gözü ışıl ışıl Ali' mle, pek sevimli Can' ımla, küçücük bedeninde hüzünün buram buram hissedildiği Umutcan' ımla gözleri dolu dolu olmasına rağmen kocaman tebessüm eden turuncum Mehmet Ali'mle ve onlar gibi tertemiz miniklerimle tanıştım şükür ki. Hepsinin sorduğu tek bir soru vardı.. '' Bir daha ne zaman geleceksin? '' '' Bir daha gelecek misin? '' kimi yerleri ezilmiş kimi yerlerine hüzün bulaşmış bir çocuk kalbini adımlamak içli bir yolculuktu, bu yola çıkan buna talip olmalıydı ve asla dönmemeliydi bu yola çıkıp da dönmek demek içinde çukurlar olan bir gönle girip çukurları daha çok deşip tünel yapıp çıkmak demekti ki bu... Gelecektim inşAllah daha birlikte Hz. Enes' in çocukluğunu okuyacak Hz Hasan ve Hz Hüseyin' in asrı saadetteki çocukluğuna uzanacaktık inşAllah. Bir hafta sonra tekrar görüşmek için anlaşarak bir sürü bir sürü öpücükle el salladılar arkamdan, öpücükleri ki şifanın ta kendisiydi.. Öpücükleri ki gönlümün çizilmiş her yanına sürülmüş merhemdi..

      Ardımda parçalarımı bırakarak ayrıldım oradan. Dualar olmasaydı ayrılmam çok daha zor olabilirdi şükür ki dualar vardı ve yanıbaşlarında olmasam bile dualarım inşAllah ulaşacaktı onlara, hepsini tek tek Mevla' ya emanet edip ömrümün yeşili olan günümü tamamladım şükür ki. Eve gelip de uyuduğumda bir baktım ki göz kapaklarıma takılıp gelmiş hepsi, sesleriyle birlikte uykuya daldım.. :)


      Aslında bunlar günlüğümün bir parçası olacak kalacaktı ancak eğer ki bu güzelliği tatmayan varsa Mevla' nın bahşettiği bu güzelliği belki onlar da tatmak ister duasıyla yazmak istedim.

      Siz de içine bir sürü tohum serpilmiş bir gönlün sulanıp da yemyeşil olmasına vesile olmak ister misiniz? O vakit unutmayın onlar çoktan gönül kapılarını açmış sizi beklemekteler, daualarınızı yüklenip siz de koşun ve bu güzelliği kavuşun inşAllah.. :)