Hiç koparılmayan,
Hiç yalanı olmayan,
Sonsuzcasına. ''
Sonsuzluğa meyyal naif yüreğiyle hiç yalanı olmayan çiçeklerin büyüdüğü, gözlerin kirinden olduğu gibi düşlerin kirinden de uzakta tutulmuş bir yer. Ağaçlarındaki her meyveye duayla dokunulan, suyunun hidrojen ve oksijenin değil samimiyetle tebessümün birleşiminden meydana geldiği bir kent. Bir papatyanın diğer papatyanın ardından kinle bakmadığı, sincapların laf taşımadığı, erguvanların birbirini kıskanmadığı bir kent. Öyle çok çok uzaklarda, aşılmayan dağların ardında değil tüm hengamenin ortasında usul usul büyüyen bir kent.
İç alemimizin rengi kadar rengimiz. İç alemimizin ahengi kadar coşkulu sesimiz. İç alemimizin heycanı kadar ışıltılı gözlerimiz. İç alemimizdeki düğümler kadar karmançorman hatta çormankarman bakışlarımız. Ve çözdüğümüz düğümler kadar temiz gülüşlerimiz. Çözdüğümüz düğümlerimiz kadar tam soluklarımız. İçimizdeki baharlar kadar bahar mevsimimiz ve içimizde dönüp duran sözcüklerin derinliği kadar yanık cümlelerimiz. Veya da tam tersi iç alemimizin basitliği kadar basit günlerimiz. İç alemimizin donukluğu kadar donuk her bir sözümüz. Ve en önemlisi 'dualarımız' kadar o alemimiz. İnancımız kadar, vazgeçmediğimiz kadar.. İçimizde tüm bunlar olup biterken sol yanımızda değil de sol yanımızdan hafif aşağıya doğru bir yerde bir boşluk var O'nun izniyle bizim inşa etmemiz istenen işte oranın düzeni kadar düzenimiz.
Tam olarak o boşlukta kuruldu o kent. Etrafı öyle kalın tellerle çevrildi öylesine muhafaza edildi ki şükür sol yanda olan depremlerden hasarsız çıktı. Tekbir yaprağına dâhi kir damlamadı. Şer işitmiş kulaklarıma, şer görmüş gözlerime, yeri gelmiş ağzına şer almış dilime rağmen şer giremedi o kente, Allah muhafaza etti.. Sol yana kirli ayaklar bastı, sol yana mazlumun beynine inen kurşunlar indi, sol yana derin çizikler atıldı ama orada kuşlar ötmekten vazgeçmedi.
Tüm kuşlara savaş açıldı, denizler kirlendi balıklar son nefeslerini verdi ama oradaki kuşlar korkup da uçmaktan balıklar korkup da yüzmekten sular ürküp de dupduru akmaktan vazgeçmedi. Bazen ben korktum ama onlar korkmadı.. Ben korktum ama beraber gelecek misafirlerimiz için domateslerimizi suladığımız kedi korkmadı. Salıncağa dokunamadığım günler oldu. Salıncağa binemeyen her çocuk için salıncağın iplerini parça parça etmek istediğim günler oldu ama yapmadım. Bazen sanki göğünden ateş yağacak gibi geldi gözlerim o korkuyla kapanır gibi oldu ama şükür ki yağmadı. Çünkü dilediğinde ateşi su eden bir Mevla vardı..
Daha çok şey yazacaktım aslında ama olmadı. Herbir çiçekten tek tek bahsedip kuşların tek tek ismini sayabilirdim ama beceremedim. Sonra bahçedeki panjurları pembe olmayan ama içinde yine de huzurun olabildiği köşk olmayan ama muhabbetle genişleyebilen o evden bahsedebilirdim. Yapamadım. Neden umudu kesip yalnızca yaşamak adına yapılması gerekenleri yapıp çekilmek yerine o bahçelerin büyümesi gerektiğinden bile bahsedemedim. Benim için yazmak öyle sancılı bir süreç ki şu günlerde ancak bu kadar oldu, affola.